Üniversite Okumak Ya da Okumamak

0
68

Sevgili Dostlar,

Biliyorsunuz üniversite sınav sonuçları açıklandı, herkeste bir tercih heyecanı başladı, bir sene boyunca hiç ortalıkta gözükmeyen üniversiteler ise arka arkaya reklamlara başladı. Bundan seneler önce bir abimiz Türkiye’de üniversite sınavlarının en iyi yönetilen şeylerden birisi olduğunu söylemiş, bu kadar çok kişinin girdiği bir sınav sisteminin bundan daha iyi olamayacağını belirtmişti. Tabi bu sohbet sınav sorularının çalındığının ortaya çıkmasından çok daha önce yapılmıştı, kimbilir sonrasında ne hayal kırıklığı yaşadı.

Kolay para kazanmanın insanların gözüne sokulduğu günümüzde yapılan sokak röportajlarına baktığımda, ya da sosyal medyada yazılanları okuduğumda gençlerin “üniversite bitirmeden de zengin olursun, 4 sene okul zaman kaybı” gibisinden söylemlerde bulunduklarını hatta tezlerini kuvvetlendirmek için Marc Zuckerberg vs gibi kişileri örnek olarak verdiklerini görüyorum. Adam zaten çok zeki ve girişken birisiymiş, belki onda üniversite eğitimi gerekmiyordu ama senin potansiyelin ne, neyi biliyorsun, hangi konuda iyisin, bugüne kadar ne ürettin, kendini ne kadar tanıyorsun ki üniversite olsa da olur olmasa da olur diyorsun diye düşüncelere dalıyorum.

Ülkemizde üniversite mezunu olmak çok önemli, herhangi bir üniversiteden mezun olmazsan şöyle bir süzüyorlar, sırf bu yüzden üniversite okuyan yüzbinlerce insan var, işin üzücü tarafı içi boş o kadar üniversite açıldı ki, mezun olsan da olur olmasan da olur. Yurtdışında ise hiç böyle bir hava görmedim, üniversite mezuniyeti önemli ama olmasa da oluyor, insanlar meslek sahibi olduğu sürece bunun bir önemi olmuyor, zaten duymuşsunuzdur el becerisine dayanan meslek sahipleri yurtdışında burada kazanacağından en az on kat daha fazla para kazanıyor.

Üniversiteye girsem ne olacak zaten mezun olduğumda iş bulmam zor söylemleri karşısında ise söyleyecek bir şey bulamıyorum, zaten en büyük sıkıntı da bu, mezun çok iş yok, mezun olduğu bölümle alakalı iş yapan neredeyse yok. Benim üniversiteden mezun olduğum 99 senesinde en büyük avantajımız şimdiki gibi rekabetin olmamasıydı ama şimdi sadece üniversiteden mezun olmakta yetmiyor, birde master yapmak gerekiyor, hatta bu ikisi gayet olması gereken şeyler gibi düşünülüyor, sırf etiket olsun diye master yapan birçok kişi biliyorum, yani kimin ne yaptığı neden yaptığı bende soru işareti olarak kalıyor.

Bugüne kadar yaptığım iş görüşmelerinde adayın mezun olduğu üniversiteden ziyade ekibe uyum sağlayıp sağlayamayacağı, iyi bir aile terbiyesi alıp almadığı, o işi ne kadar istediği, belli yerlerdeki köşe yazarlarını okuyup okumadığı, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri ne kadar takip ettiği gibi başlıklar benim için daha önemli oldu. Bazen çok iyi üniversiteden mezun olan farklı konularda kendisini geliştiremediğinden rekabette geri kalıyor bu yüzden üniversitelerin kariyer günlerinde hep bu konuların altını çizmeye çalışırım.

Bu arada teknolojinin çok hızlı ilerlemesi sonunda yurtdışında 4 senelik üniversite eğitimi gerçekten gerekli mi tartışmaları uzun zamandan beri yapılıyor. Siz okula girerken yapay zeka, dijital para, NFT, Metaverse vs gibi kavramlar yokken, mezun olana kadar bunlarla alakalı birçok şey oluyor, bu yüzden de mezuniyet sonrası sırf bunları öğrenebilmek için online eğitim sayesinde açığı kapatan milyonlarca insan oluyor. Benim şahsi görüşüm üniversitenin okuldan veya eğitim alınan bir yerden daha farklı olduğu, burası farklı bir anlayış, farklı bir kültür yüklüyor insana, en verimli yaşlarında burada aldıkların, gördüklerin hayatını şekillendiriyor, buraya sadece iş bulma, para kazanma diye bakmıyorum, olaya bu açıdan bakılırsa zaten bambaşka pencereler açılıyor.

Bu arada anlamadığım bir konu ise neden üniversitelerin 11 ay boyunca tanıtım anlamında bir şey yapmadıkları olur, yani 1 ay boyunca onlarca üniversite ile aynı anda reklam vererek hem görünmeye çalışıyorsun hem de rekabetin artmasından dolayı Google’da x kelimeye daha fazla ücret ödemek zorunda kalıyorsun. Halbuki sene boyunca çok bağırmadan ama neler yapıyoruz vs kıvamında reklamlarla gözükse eminim çok daha faydalı olur. Hatta üniversitede okuyan, iletişim konusunda iyi öğrencilere YouTube sayfamı emanet eder düzenli olarak belli konularda yayınlar yaparak onlar gibi gençleri yakalamalarını sağlardım, çok mu zor, çok mu acayip fikirler, akıllarına gelmiyor mu, eminim akıl ediyorlardır ama neden yapmazlar bunu bilemiyorum.

Üniversite mevzusuna son bir şey ekleyelim, Salı günü saat 14.00’de Türkiye’nin konusunda en uzman ve eski kurumlarından birisi olan Atlas Yurtdışı Eğitim ile “Yurtdışında Üniversite Eğitimi” hakkında bir saat canlı yayın yapacğaız, ilginizi çekerse bu linkten kayıt olabilirsiniz.

Yukarıda işsizlikten bahsetmiştik, bu dönem bir de maaşlarla alakalı sorunlar yaşanıyor, malum sene başından beri enflasyonun artışından dolayı sene başında verilen zam artışları çok düşük kalınca kurumsal firmalar arka arkaya iyileştirme zamları ile gündeme geldiler. Linkedin’de geçenlerde bir firmanın sahibi çalışanlarımıza %100 zam yaptık gibi bir şey yazınca bir anda inanılmaz ilgi gördü, kimisi tebrik ederken kimisi ise bu derece artıştan dolayı firmanın nasıl kar edeceğini sorguladı, kimisi ise firmanın kaç kişi olduğunu sordu. En fazla ilgiyi görende zaten bu soru oldu, kimisi iki kimisi beş dedi, ortalık iyice şenlendi.

Bu tip olumlu haberler firmadan bir yetkili yerine basın bülteni ile kurumsal yerlerde haber olarak çıksa sanırım böyle tepkiler olmaz diye düşündüm ama yanıldım. Geçen hafta Garanti Bankası maaşlara üçüncü kez zam yapacağını, bu artışla beraber sene başından beri maaşlarda %91 oranında artış olacağını belirtti ama o da linç yemekten kurtulamadı. En çok yazılan şey ise bankaların bu dönemde deli kar etmesi üzerine idi, çok anlamlı gelmedi, kar etmiş ve paylaşmış, bunun neresi kötü, neden güzel bir haberi veya gelişmeyi alkışlamayız, neden hep bir tenkit, sanırım bu bize özgü bir şey, üzücü…

Geçenlerde Linkedin’de teknoloji yayıncılığı denince akla ilk gelen isimlerden birisi olan sevgili Murat Yıldız Walmart ile alakalı ilginç bir haber paylaştı, yazıya göre aylık belli bir ücret karşılığında firma verdiğiniz siparişleri evinize getirmekle kalmayıp buzdolabınıza yerleştirecekti. Yorumlar gene müthişti, yok o bizde olmaz, yok evi soyarlar, bizim ülkede işlemez o tip şeyler, birisi de “e kardeşim, ABD sanki suç oranı %0 olan bir yer mi, emin olun onlar da pilot deneme yapmıştır, artısını eksisini düşünmüştür” gibi aklı başında bir yorum yaparak noktayı koydu. Birde şu tip yorumlar var ona bitiyorum, “neden böyle biz hizmet için para verilirmiş, buzdolabına ürün koymak neden bu kadar zormuş” vs, herkesin doğrusu kendisine, demek ki böyle bir ihtiyaç varmış Walmart’da bu hizmeti sunmaya başlamış, yakın zamanda bu projenin ne kadar başarılı olup olmadığını illa ki haberlerden okuruz.

Profesyonel rehber Saffet Emre Tonguç, bir kere boğaz gezisine katılmıştım, oldukça iyiydi, çok keyif almıştık, tavsiye ederim, TIME dergisinde okuduğu bir haberi paylaştı, buna göre dünyanın en muhteşem 50 yerinden biri olarak İstanbul gösterilmişti. Yazıda Atatürk Kültür Merkezi, Galataport gibi yerlere dikkat çekilerek İstanbul “Yeniden doğan bir klasik” olarak yorumlanmış. Hoşuma gitti gitmesine de ben sokağa çıkınca daha farklı şeyler görüyorum, hele de Taksim bölgesinde cidden tek Türk benmişim gibi hissediyorum. Geçen hafta Zorlu Alışveriş Merkezindeydim, üst katta sağım yabancı solum yabancı, lüks mağazalara giren çıkan hep onlar, ekonomi için güzel bir şey dedim içimden, aklıma ABD geldi, burada da yüzbinlerce farklı insan var, herkes bir şekilde beraber yaşıyor, buradaki sorun sanırım daha çok ne idüğü belli olmayan, memlekete faydası olmayan, insanları rahatsız eden yabancılar, ve tabi ki bizim alım gücümüzün düşüşte olması ile onların talebi arttırmasından dolayı özellikle ev kiralarının uçuşa geçmesi, bu konu uzun ve hassas, çok şey konuşulur, inşallah yakın dönemde işler ülkemiz lehine işler.

Serdar Kuzuloğlu’nun yaptığı bir paylaşımı da burada yazmazsam olmaz, kendisi denk geldiği “bir insanı tanımak için sormanız gereken 60 soru” adlı bir makaleyi paylaşmış, sorular ilginç, ben kendimce çok soru seçemedim, en fazla 3-4, bakalım sizde durumlar ne?

Geçen hafta önüme çıkan iki haberle bitirelim, birisi yurtdışından, Vanmoof adlı bisiklet markasının nakliyeden dolayı oluşan hasarları nasıl %80 azalttığı ile alakalı, basit ama sonuca yönelik, bazen problemleri çözmek için günlerce düşünüyoruz, karışık çözümlerle geliyoruz, bazen çok kolay şekilde bu örnekteki gibi sorunları çözebiliyoruz, mutlaka okuyun. Diğer ise traji komik, geçen hafta “Suriyeli kadınların parktan kaz çaldı” haberlerini okuduk, yok artık, bu kadar da olmaz dedik, sonrası ise cidden ilginç, meğer kadınlar evde besledikleri ördekler ses yaptığından ve komşular rahatsız olduğundan bunu parka bırakmak istemişler, oradaki görevliler izin vermeyince de tekrar çantalarına koyup gitmişler. Olay o kadar ses getirdi ki devreye İçişleri Bakanlığı girmiş, hepsini geçtim, bir insan evde neden ördek besler ki, güler misin ağlar mısın…

Bitirmeden, sizlerden ufak bir ricam olacak, E-Ticaret Sohbetleri adlı programın YouTube kanalını açtım, biliyorsunuz isim hakkı için ilk etapta 100 abone gerekiyor, kanala abone olup destek olursanız çok mutlu olurum.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here