Sevdiklerimizi Birer Birer Kaybederken

0
107

Sevgili Dostlar,

Yazın gelmesi havaların ısınması sonrasında herkes tatil moduna girdi, gitmeyen bizlerde yazlıklara giden dostların Instagram’dan günde 1852 kez resim ve story paylaşması sayesinde gitmiş kadar olduk, e yakında da bayram tatili herkeste bir yavaşlama başladı, insan kışın yorgunluğunu atmak, sadece uzanmak istiyor. Her tatil dönemi geldiğinde bu sene olmadı ama olsun seneye yaz aylarında hiç çalışmadan boş boş 1-2 ay oturacağım diyorum ama demekle kalıyorum. Aynısını yılbaşı dönemi içinde söylüyorum ama tatil nedense pek buralara uğramıyor, ya benim plansızlığım ya da şartlar bilemiyorum ama ilk hedefim bu yılbaşında bunu yapmak, bakalım ne kadar başarılı olacağız.

Hafta biraz hüzünlü başladı, Cüneyt Arkın’ın vefatını öğrendik, hayatınız boyunca hiç görmediğiniz ama filmleriyle evinize misafir olan birisini kaybettiğinizde, insan sanki 40 yıllık arkadaşınızı kaybetmiş gibi üzülüyor. Sanatçı olmak böyle bir şey sanırım, göçüp gitsen de arkanda bıraktıkların ile hala insanların hayatlarında yer ediniyorsun, ne büyük bir onur düşünsenize.

Dünde Kemal Sunal’ın ölüm yıldönümüydü, tam 22 sene olmuş, ilk duyduğum anı hatırlıyorum, işyerinde TV’den duymuştum, çok üzülmüştüm, birer birer gidiyor güzel insanlar. Cüneyt Arkın’a yapılan veda töreninde yapılan konuşmalara bakarken Ediz Hun’a denk geldim, ömrünü geçirdiği Yeşilçam’daki dostlarının çoğunu kaybetmişti, gidene üzülüyorsun ama etrafında eski dostlardan kimsenin kalmaması daha da üzücü sanki.

Ölüm hayatın bir gerçeği, gidenin arkasından dua etmek ve güzel anılarla anmaktan başka yapacak bir şey yok maalesef, sanat camiasından ve iş dünyasından bugüne kadar çok değerli insanları kaybettik ama bazıları hafızalardan hiç silinmedi, peki neydi onları özel kılan? Kemal Sunal’ı görünce neden insanın gözlerinin içi güler, Cüneyt Arkın’ı görünce neden babasını görmüş gibi kendini güvende hisseder, Zeki Müren’i görünce neden o güzel Türkçesini dinlemek için can atar, Barış Manço’yu görünce neden Japonya’daki tüyleri diken diken eden konser aklına gelir, Sakıp Sabancı’yı görünce neden halktan uzak olmayan onlarla içiçe bir iş insanı figürü görür?

Koca koca şirketlere markalaşma ile alakalı onlarca sunum yapılıyor, deliler gibi para harcanıyor, mutlaka önemli işler çıkartılıyor ama yukarıda bahsettiğim özel kişilerin ortak yönlerini çıkartsanız zaten Türk insanın neye değer verdiğini anlar kendi markanızı şekillendirirken de bunlara dikkat edebilirsiniz. Markayla alakalı birde yurtdışından bir örnek verelim, geçenlerde ABD’de kürtajın anayasal hak olmaktan çıkarılması sonrasında internette gözüme çarpan bir yazı ilgimi çekti. Haberde, Apple, Google, Amazon ve Netflix dahil olmak üzere pek çok şirketin kürtaj konusunda çalışanlarını destekleyeceği, başka eyaletlere gitmek durumunda kalanların seyahat masraflarını üstleneceği yazıyordu. Bu markalarda çalışan insanlar bu firmalardan ayrılmak ister mi? Çalışana her koşulda destek olan markalara tüketici sonuna kadar sahip çıkmaz mı? Marka olmak kolay değil ama olduktan sonra onu yönetmesi daha da zor sanki…

Ezcümle, hepsinin mekanı cennet olsun, bu arada Cüneyt Arkın’ın bilmediğiniz hikayesini izlemek isterseniz buradan bakabilirsiniz.

Bu dönemi iyi değerlendirebilmek adına son zamanlarda olabildiğince fiziki etkinliklere katıldım, katılımcı firmalar, seminere gelen insanlar ve sektörden çok deneyimli insanlarla uzun uzun sohbet ettim ve şu basit soruyu sordum. “Bu etkinlikten beklentiniz ne?” Sponsor firmalardan bazıları PR dedi, bazısı müşteri adayı (lead) dedi, etkinliğe gelenler ise ağırlıklı olarak networking yapmak ve yeni şeyler öğrenmek arasında gidip geldi.

İşimiz etkinlik yapmak olduğundan hem ülkemizdeki hem de yurtdışında yapılan farklı etkinlikleri yakından izliyor, neler yapılıyor, kim ne değer katıyor, biz neleri farklı yapabiliriz bunu anlamaya çalışıyoruz. Firmalar artık kalabalıkların olduğu etkinliklerden daha çok gelen kişilerle iletişim kurabileceği etkinlikleri daha fazla önemsemeye başlamış. Bu sevindirici bir haber çünkü genelde iş dünyası hep nicelik peşinden gidiyor ama zihinsel değişim başlamış, nitelik de önem kazanmaya başlamış. Peki siz bir etkinliğe giderken veya sponsor olduğunuzda beklentiniz ne oluyor? Bununla alakalı 30 saniyenizi alacak ufak bir anket hazırladık, katılım sağlarsanız bana çok destek olmuş olursunuz.

Bazen düşünüyorum da, şu son 2 sene neler oldu neler, Covid 19 denen bir virüs ortaya çıktı ve belki de değişmesi yıllar alacak çoğu şeyi hızlıca değiştirdi. Kimisi komplo teorisi dedi, kimisi aşı olmam dedi, günün sonunda bütün dünya ülkelerinin böyle bir salgın karşısında bir planı olmadığı görüldü, aşı ve maske yüzünden ülkeler birbirleriyle kavga etti. Son aylarda Çin’in kapanması acaba neler oluyor sorusunu gündeme getirdi ama artık herkes o kadar bıkmış ki ne olacaksa olsun diyecek şekilde hayatına devam etti. Salgın sonrası geriye ne kaldı derseniz psikolojisi bozulmuş insanlar, işyerleri kapanmış milyonlar, djitalleşme tarafında 10-15 senede günlük hayatımıza girer dediğimiz şeylere adapte olunması, çalışma koşulları ile beklentilerin değişmesi, uzaktan çalışma anlayışının yerleşmesi, güven duygusunun çoğu konuda öncelikli hale gelmesi, lojistik tarafında artan fiyatlar ve bunun getirdiği sorunlar, çip krizi yüzünden üretimi aksayan ürünler ve daha neler neler. Bu dönem cidden herkesi yormuş, insanlar tekrardan gerçek hayata dönmeye ve sosyalleşmeye çalışıyor, hayatı sorguluyor ve iş yapış şekillerini değiştirmeye çalışıyor. Biz bile etkinlikleri fiziki mi yapsak online mı yapsak diye sene boyunca düşündük, “artık insanlar sosyalleşmek istiyor” diyerek fiziki buluşmalar yaptık ama bir yandan insanlar hala kalabalıklara karışmaya korkuyor mu diye düşünüp bazı etkinlikleri online yaptık bu sefer de insanlar bu kadar online etkinlikten sıkıldı mı sorusunu kendimize sorduk, kısacası kafalar gitti geldi, sonunda hibrit modelde kaldık, bir gün online bir gün offline, bu sene de sanırım aynı şekilde devam edeceğiz. Bunları aklımızdan geçirirken gene vaka sayılarının arttığı haberini aldık, önce ciddiye almadık, anlık dedik ama gene önüm, arkam, sağım, solum Covidli insan oldu, inşallah gene eski günlere dönmeyiz derken ülkemizde ilk maymun çiçeği vakası tespit edildi, daha ilkini halledemedik ki yenisini nasıl yapacağız insan cidden ne yapacağını şaşırıyor cidden.

Yapay zekayla alakalı ilginç bir haber okuduk, buna benzer bir habere önceden de denk geldiğimden çok şaşırmadım ama bilimsel olarak kanıtlanmış olduğundan bu sefer bu olay daha ciddiye alınacaktır. Habere göre yapay zekanın ırkçı ve cinsiyetçi tavırlar sergilediği görülmüş. ABD’de yapılan araştırmaya göre yapay zeka, suçu siyahilerle, ev hanımlığını Latin ve siyahi kadınlarla, doktorluk mesleğini ise erkeklerle ilişkilendirmiş. Eskiden okuduğum haberlerde yapay zeka her koşulda suçluyu siyahi ırktan birisi olarak seçiyordu, sonuçta machine learning, yani öğreniyor, ne sunulursa ne görürse buradan besleniyor, umarım bu ve buna benzer olaylarla karşılaşmayız.

Bitirmeden ilginç bir haberle sizi uğurlayalım, Trendyol, hizmetlerinin arasına bir yenisini daha ekledi ve Trendyol Emlak’ı kullanıma açtı. Hepsiburada ise “Hepsiburada Premium” üyelik modelini hayata geçirdi. Perşembe günü Teknoloji Sohbetleri adlı yayınımız var, bekleriz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

PS: Bu yazıyı bir web sayfasında veya sosyal medya kanalında okuduysanız, formatı beğendiyseniz ve her hafta düzenli olarak size de bu e-bültenin gönderilmesini istiyorsanız bu linkten e-bültenimize üye olabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here