Soru basit. Kim bu Nusret? Şişirilmiş bir balon mu yoksa gerçek bir başarı hikayesi mi?

Bir dönem herkes beğeni ve sempati ile kendisini izleyip bir Türk markasını yurtdışında başarılı şekilde temsil etmesinden dolayı gurur duyarken altın kaplı et görüntüleri, altın tozundan cappucino içimleri, ABD’deki restoranlarında çalışanların bahşişlerinin bir kısmına el koyduğunun iddia edilmesi gibi haberlerin basına yansıması sonrasında belli bir kesim artık eskisi kadar kendisinden hoşlanmaz oldu. Hatta Kültür ve Turizm Bakanlığının yurtdışında Türkiye’yi tanıtması için seçtiği şefler arasında Nusret’e de yer vermesi oldukça tepki topladı.

Belki de Vedat Milor’un bundan üç sene önce yazdığı bu yazının satır aralarında gizli bu, yaptığı şovları abartması, belki de bazı şeylerin markanın önüne geçmesi, yazının yazdıldığı tarihten sonra sosyal medya kanallarında yaptığı garip açıklamalar, et ile vıcık vıcık videolar çekip yayınlaması bir süre sonra olumsuz algının oluşmasına sebep olmuş olabilir. Bu arada Türk insanının birisini anında vezir sonrasında da rezil yaptığını da çok iyi biliriz, o da ayrı bir mesele, kimler kimler geçti, sanatçısı, oyuncusu, hemen tahta koyduk, iki gün sonra da oradan acımasızca indirdik. Bu işler yurtdışında da böyle mi işliyor bilmiyorum ama bizdeki gibi hızlı iniş ve çıkışlar olduğunu pek zannetmiyorum.

Bundan 4-5 sene önce Doğuş Grubunun teknoloji ile alakalı bir firmasının başındayken Antalya’da her sene belli sayıda kişinin katıldığı senelik toplantıdaydık. Farklı odalarda 40-50 kişilik gruplar halinde söyleşilere katılıyorduk. Nusret’i ilk orada canlı gördüm, hatta görür gibi oldum, neden öyle dedin derseniz, çok ortalıklarda görünüp şov yapmıyordu. O dönem şirket çalışanlarından birisinden grup içerisinde en çok kar yapan markanın Nusret olduğunu duymuştum, kısacası parlayan bir yıldızdı, ki Dubai dışında daha yurtdışı şubesi yoktu. Onun kadar başarılı olmayan üst düzeylerin çok konuştuğu bir toplantıda söz kendisine geldiğinde “Ferit abi bana güvendi, bende elimden geleni yaptım, sağolsun” gibisinden kısacık bir cümle kurdu. Herkesin gereksiz kasım kasım kasıldığı bu ortamda hepsinden daha zor şartlarda buralara gelmiş ve hepsinden çok daha başarılı olan Nusret’in o mütevazi hali beni çok etkilemişti.

Ben eğitimlerimde ve sohbet programlarımda denk gelince şahsi görüşümü söylemiştim, benim ABD’de Murat adında bir markam yok ama onun var, demek ki bir şeyi doğru yapmış ki o orada ben ise hala buradayım. Ben birde şu tip laflara bayılıyorum, arkasında Doğuş Grubu varmış öyleymiş böylemiş, e sende arkana al öyle bir holdingi, varsa bir becerin hünerin arkanda Doğuş Grubu da olur, başkası da, demek ki adamda ışık gördüler ve ona yatırım yaptılar. Bu tartışma daha derinlere de gider, uzadıkça uzar, o yüzden çok uzatmanın manası yok, bence Doğuş Grubu da iyi ki yatırım yaptık diyordur.

Diyeceksiniz ki, o günden bugüne çok şey değişti, adam havalandı öyle oldu böyle oldu, bence değişen bir şey yok, sosyal medya’da bazen anlamsız gelen belki şov kokan hareketlerine siz kanmayın, yukarıda bahsettiğim Vedat Milor’un yazısına bakın, aslında olayı çok iyi özetlemiş, belki o da bundan çok mutsuz ama marka kendisi olduğundan artık geriye dönüşü yok kimbilir.

Bilmiyorum hiç denk geldiniz mi ama ben bir ara Nusret’in Instagram videolarına bakıyordum, ben baktıkça algoritma da onunla alakalı paylaşımları hep önüme getiriyordu. Adam çalışkan, hem de çok çalışkan, gecenin ikisinde dükkanı kapatıp, sonuna kadar Müslüm veya İbo açıp video çekiyor, sabahın altısında kalkıp güne sporla başlıyor. Bir değil iki değil üç değil, hemen hemen her gün böyle videolar görünce insan ister istemez Nusret’in disiplinine hayran oluyor. Biz şurada o yapılan sporun yanında bir hiç olan tempolu yürüyüşü bile yapamazken adam takır takır aksatmadan sporunu yapıyor, erkenden dükkana gidiyor, mutfakta çalışıyor, sonra da dükkanı kapatıp gene oteline gidiyor. E arkadaş, bu tempoda çalışan bu disiplinle hayatını sürdüren Nusret ABD’lerde restoran açmasın da ben mi açayım? Bu arada memleketteki çoğu etçinin tabaklarını Nusret gibi yapması, onlarında şov yapan garsonlar işe alıp buradan pay alma çalışmalarına da çokça denk geldik ama olmuyor işte, günün sonunda bir tane Nusret var.

Birde artık ikonlaşmış tuz dökme hareketi Saltbea’den bahsetmesek olmaz. Tuz dökme hareketinin dünyada gündeme gelmesi için Amerikalı bir ajansa 2 milyon dolar ödediği hatta dünyaca ünlü futbolcuların ve oyuncuların Nusret’in restoranlarına gelmesi ve bu tuzlama hareketini yapması için ciddi paralar ödendiği iddia edildi. Ajans kısmıyla alakalı bir açıklama hiç görmedim ama ünlülere para ödenmesi konusu yalanlanmıştı. Sırf bu saltbea için 2 milyon dolar ödenmiş ise helali hoş olsun, çok akıllı bir strateji, sırf bunu yaparken fotoğraf çektiren onbinlerce kişi var.

Bayram değil seyran değil neden bu kadar detaylı bir yazı yazdın derseniz Beverly Hills’deki restoranın açılma haberlerine denk geldim. Hollywood’un göbeğinde önünde kuyrukların olduğu bir Türk restoranı, bundan 10 sene önce deseler inanmazdım ama oldu, eminim daha da güzel olacak. Nusret’i seversiniz ya da sevmezsiniz, bazı hareketleri anlamsız gelebilir veya gelmeyebilir ama günün sonunda ben sonuca bakıyorum. Absürd hareketleri şovun bir parçası, belki bende onun doğduğu köyden çıkıp bu şöhrete kavuşsam belki bende değişik söylemlerde bulunurdum bilemiyorum ama şuna eminim ki herkesin bir tarzı var, ona da bu yakışıyor ve aynen devam ediyor.

Yolun açık olsun Nusret, inşallah çok daha güzel yerlere gidersin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here