Sevgili Dostlar,

Sürekli bu mailleri takip edenler bilir, her hafta 2000’lerin başında başımdan geçen hikayeleri paylaşıp günümüzdeki değişimlerden bahsediyorum. En son nerede kalmıştık derseniz bu maili tekrardan paylaşayım ve kaldığımız yerden devam edelim.

İş Bankası Kulelerinde sene sonunun gelmesini beklerken ofisten bir arkadaşımın gösterdiği iş ilanı biraz kafamı karıştırmıştı. İlana ilk 1-2 gün herhalde 10 kez bakıp başvurup başvurmamak arasında gittim geldim ve sizlerinde tahmin ettiği üzere başvurumu yaptım. Neden çok düşündüm derseniz bunun iki sebebi vardı.

İlki konfor alanından çıkma korkusuydu, dert yok tasa yok insan neden keyfini bozar ki? Hep böyle olmaz mı zaten?  Hayatımızda bir konuyla alakalı bir değişiklik gündeme geldiğinde genelde erteleme yolunu seçeriz ama hayatımız seçimlerden ibaret, bazen risk alacaksın, iyi ya da kötü ne olacaksa oluyor zaten.

Harekete geçmemi engelleyen en önemli sebep ise etrafımdaki insanların nasihatlarıydı. “Koskoca bankadan ayrılıp ne olduğu belli olmayan yurtdışına öğrenci gönderen bir firmaya gidilir miydi”, “elin yabancı firması bugün var yarın yok, finans sektöründen bambaşka bir sektöre geçişin manası var mı” gibi onlarca cümle her gün kafamın içinde çınlıyordu.

Günler geçiyor ama bende hala bir tık yoktu ve bu gel git hallerim can sıkıcı olmaya başlıyordu. Son kez ilana baktım, önceden dikkatimi çekmeyen ve okuduğumda aksiyon almamı sağlayan, “yurtdışı seyahat engeli olmayan” cümlesini gördüm. Bir anda bende ampul yanmıştı, e ne güzel hem iş hem gezi, zaten İngilizcem de köreliyordu böylece bol bol konuşma şansım da olur dedim ve başvurumu yaptım.

İnsanoğlu ilginç bir varlık, neye inanmak isterse kendisini ona inandırıyor, ilk günler koskoca banka bırakılmaz ya, insanlar haklı derken sonra yurtdışına bol bol giderim hem yabancı dilimi de pratik ederim hem de farklı kültürler tanırım demeye başlamıştım.

İş hayatımın 2.5 yılını doldurmama az kalmıştı ama hala iş görüşmesine gitmek bende tedirginlik yaratıyordu. İş çıkışı Taksim’e gittim ve Gümüşsuyundaki ofisi bulmak için meydandan İnönü Stadyumuna doğru yürümeye başladım. Sol tarafta yolum düştüğünde hala uğradığım Taksim Büfe ve Varan Turizm‘i yan yana gördüm ve bir anda 1993 senesine gittim.

1990’lı yıllarda organizatör Ahmet San süper işlere imza atıyor, Guns N’ Roses, Elton John, Metallica, Scorpions, Michael Jackson, Madonna ve Bon Jovi gibi dünya devleri İstanbul’a gelip stadyum konserleri veriyordu. Bon Jovi’nin İstanbul’a geleceğini duyduğumdan beri içim içime sığmıyordu, küçük yaşlardan beri dinlediğim, şarkılarını ezbere bildiğim grup İnönü Stadyumunda konser verecekti. 93 senesinin Eylül ayı, Ankara’da lise son öğrencisiyim, abim ise o yıllarda İstanbul’da öğrenciydi. Konserin olduğu gün abimin bir arkadaşıyla arabayla Ankara’dan İstanbul’a gidecektim ama aksilikler yaşandı ve ben son dakikada uçakla gitmek zorunda kaldım.

O dönemde uçak yolculuğu pahalı olduğu gibi bilet almak şimdiki gibi 1 dakikada yapılmıyordu. Neyse bileti aldım ve İstanbul’a geldim, hiç unutmuyorum uçakta tanıştığım bir hostes bende oradan geçeceğim seni yolda bırakırım diyerek taksiyle beni stadyumun önüne bırakmıştı. Stadyumun önü ana baba günü, heryerde insanlar var, hayatımda ilk kez bu kadar büyük kalabalığı şehrin içinde görmüştüm ve şaşkındım, sağa sola bakarken sırada abimi ve arkadaşlarımı gördüm ve bende onlarla konsere girdim. Şimdi düşünüyorum da cidden komik, cep telefonu olmadan konser günü binlerce kişinin arasında abini arıyorsun ama onu bulmam 3-4 dakikayı buldu bulmadı, sanırım çok şanslıydım.

O konser ve 2 günlük İstanbul seyahati sanırım hayatımın en güzel anlarından birisiydi. O dönemde sosyal medya yok, iletişim kanalları kısıtlı, arada sırada TV’de belki denk gelirsen sevdiğin bir grubu veya şarkıcıyı izliyorduk. Konser sonrası evlere dağılmak için Taksim meydanda bulunan dolmuşlara gitmek için stadyumdan Taksim’e doğru yürümeye başlamıştık. O saatte sokaklarında insan olmayan Ankara’nın tersine yollarda bir sürü insan yürüyor, kimisi hala konserin etkisinde kalmış şarkılar söylüyor, kimisi köfte ekmeğini yerken ayranını içiyor, rüya gibi bir konserden çıkmışım inanılmaz mutluyum ve tam o anda sağımda o iki yeri görmüştüm. Önünde servis bekleyen yolcuların olduğu Varan Turizm ve yanında Taksim Büfe, burası rüya gibi bir şehir, burada yaşamalı burada yaşlanmalı demiştim içimden.

Neredeyse 10 sene sonra gene aynı caddeden geçiyordum, tek farkım artık iş güç sahibi olan ve İstanbul’da yaşayan birisiydim. Aklıma o gece geldi, keyfim yerine geldi, iş görüşmesine mi gidiyordum başka bir şeye mi belli değildi, binayı buldum ve apartman binasına adımımı attım. Asansöre bindim, en üst kata, 8. kata çıktım ve zile bastım. Kapı açıldı içeri girdim, birazdan sizi görüşmeye alacağız dediler, tamam dedim ve gözüm cama takıldı.

Bilkent Üniversitesinde okurken “İstanbullu arkadaşlarımın Ankara iyi güzel şehir de deniz yok abi, böyle yaşanmaz” lafı geldi aklıma. O güne kadar hiç anlamamıştım neden deniz de deniz diye tutturduklarını ama o an camdan gördüğüm müthiş boğaz manzarasını görünce anlamıştım ne demek istediklerini. Normalde iş görüşmesine giden bir insanın efendi efendi oturup beklemesi gerekirken ben camı açmış manzaraya karşı derin nefes alıp içime çekmiştim ve öyle boş boş bakmıştım. Camın yanında oturan ve sonradan çok samimi olduğum arkadaşım beni öyle görünce içinden “deli mi nedir” demiş, sonradan çok gülmüştük.

Ben manzaraya karşı keyif yaparken içeriden sesler geldi, benden önceki görüşme bitmiş, görüşmeye gelen aday kapıdan dışarı çıkıyordu, beni davet ettiler ve hayatımın ondan sonraki 8 senesinin en ilginç anlarını yaşayacağım toplantı odasına adımımı attım. Görüşme havadan sudan sohbetle başladı, görüşmeyi yapan kişinin de benim gibi Ankaralı olduğu ortaya çıktı ve sohbet çok daha samimi bir şekilde ilerlemeye başladı. Görüşme yapılırken benimle görüşen kişi hep arkama bakıyordu, 1-2 derken rahatsız olmaya ve neler olduğunu merak etmeye başlamıştım. Ne mi oluyordu? Devamı haftaya.

O günden bugüne ne değişti, ne değişmedi derseniz?

  • İnsanlar hala konfor alanlarından çıkma konusunda tedirgin.
  • O dönemde bir konuda karar alırken eş dost ve aile üyelerinin nasihatları önemliydi, hala da önemli ama şimdi konuyla alakalı internetten binlerce kişinin deneyimlerini dinleme, konu hakkında farklı görüşleri okuma şansımız var. Tecrübe çok önemli, bazı deneyimler yıllar geçse bile hala geçerli ama çok hızlı değişimlerin yaşandığı günümüzde bundan 20-30 sene öncesinin koşulları ile alınmış kararların bazıları günümüzde pek geçerli olamayabiliyor.
  • Eskiden büyük firmalardan ayrılma kararını almak çok kolay değilken ya da iş başvuruları daha çok bilinen firmalara yapılırken şimdi yeni mezunlar startup firmalarda başlamayı tercih edebiliyor.
  • Eskiden stadyum konserleri daha yeni yeni başlarken şimdi her ilin stadyumunda büyük konserler veriliyor, tek fark o dönem dünyaca ünlü kişiler gelirken şimdilerde çok gelmiyor.
  • Eskiden ulaşım alternatifleri sınırlı ve bilete erişim zorken şimdi her kanaldan farklı ulaşım araçları ile seyahat edebiliyoruz.
  • Herhangi bir yerde cep telefonu olmadan buluşabilmek şimdilerde imkansız iken o zaman gayet normaldi, kimse de buluşmasına geç kalmazdı.
  • TV ekranlarında haftada bir yayınlanan müzik programlarında görmek için beklediğimiz şarkıcıları günümüzde YouTube ile izleyebiliyoruz.
  • Taksim Büfe hala aynı yerde, aynı kişilerle ve aynı kalitede hizmet vermeye devam ediyor. Sanırım İstanbul’da kömür ateşi ile döner yapan 4-5 yerden birisi olabilir. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.

Kısacası iletişim kanalları, ulaşım alternatifleri, işe başlama şekilleri, stadyum konserleri, tecrübelerin geçerliliği ve hatta İstanbul’un dönercilerinde bile değişim yaşandı, seneler geçtikçe de yaşanmaya devam edecek.

Sizde değişen bu dünyada kişisel gelişiminize, kariyer planlamanıza, dijital dönüşüme, lifestyle ve girişimcilik konularını önemsiyor, farklı disiplinlerden gelen insanlarla tanışmanın sizin için faydalı olacağına inanıyorsanız sizi de Ready For Change platformuna bekliyoruz.

Lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here