Sevgili Dostlar,

Geçen hafta cumartesi günü gönderdiğimiz maili okuyanlar hatırlayacaktır. Üniversiteden mezun olur olmaz ilk iş başvurum sonrası Miami’de  çalışma imkanı olan bir firmayla görüşmüş, son mülakatta elenmiş, Akmerkez’de ofisi olan bir aracı kurumda çalışmaya başlamıştım.

O dönem borsa çok hareketli olduğundan herkes hisse senetlerini yakından takip ediyor, insanlar ofise gelip 100 kişinin rahatlıkla oturacağı büyüklükteki seans odası diye tabir edilen yerde duvara yansıtılmış hisse senet fiyatlarındaki artışı ve düşüşü bir futbol maçı izlercesine izliyor, bu esnada aracı kurum çalışanına şu hisseden al, bu hisseden sat diyor, arada da yanlarında getirdikleri Ekonomist dergisini okumaya devam ediyorlardı.

Ofis ortamının güzel, insanların çok cana yakın olması işe adapte olmamı hızlandırmıştı. O dönem neredeyse İstanbul’un bir ucunda yaşadığımdan sabahın çok erken saatlerinde kalkmak, bir sürü araç değiştirip işe gelmek ve yoğun şekilde çalışmak beni ilk zamanlarda fazlasıyla yoruyor, az uyuduğumdan zaman zaman kendimi esnerken buluyordum. Akşamları İMKB’den ofise gelen broker arkadaşları görüyor, bugün x kişi şu kadar işlem yaptı şu oldu bu oldu sohbetlerine kulak veriyor borsa ve iş piyasasını daha yakından anlamaya çalışıyordum. İşi daha iyi öğrenmek için ofiste bazı dosyaları kapasitesi 1.5 MB civarı olan floopy disk’e yüklüyor hafta sonları da evdeki bilgisayardan bunlara bakıyordum.

Akmerkez’in en alt katında o dönemin en trend yerlerinden birisi olan Home Store adlı mağaza – cafe karışımı bir yer vardı, kimisi alışveriş yapıyor kimisi yemek yiyordu. Pop müziğin altın çağını yaşamasından dolayı piyasaya yeni çıkan bütün pop starların bu mekana gelmesi, bütün dergilerde isminin geçmesi, Televole yıllarının etkisiyle de magazinin hep burada olmasından dolayı bende mekanı acayip merak ediyordum. Bir akşam iş çıkışı gittim, atmosfer ve hizmet cidden güzeldi, konuştukları kadar varmış diye içimden geçirdiğim sırada hop arka masaya o dönemin en popüler isimleri gelmişti. Serdar Ortaç, Hande Yener ve şu anda hafızamda olmayan o dönem TV ekranlarının cidden en ünlü 5-6 kişisi. O günden bu güne bir sürü farklı mekanda birçok ünlü insan gördüm ama nedense o günkü görüntüler hep aklımda kaldı.

O dönem internetten işe başvurma diye bir şey olmadığından, pazar günleri iş ilanlarını yayınlayan gazete eki Hürriyet İK üzerinden bana uygun olan pozisyonlara e-posta ile özgeçmişimi gönderiyor, ilan yayınlamayan ama çalışmak istediğim firmaların adreslerini bulup elden özgeçmişimi bırakıyordum. Bazı firmalar özgeçmişi alırken bizim başvuru formunu da doldurun dediklerinden onu da doldurup resepsiyondaki arkadaşa teslim ediyordum. İstanbul gibi bir yerde firma firma dolaşıp elden özgeçmiş bırakmak cidden zaman alıyor, öğrencilik yıllarım ne keyifliymiş diye iç geçiriyor, bazı şeylerin armut piş ağzıma düş şeklinde olmadığını pratik yaparak öğreniyordum. “O kadar yere özgeçmiş bırakmışsın ve aracı kurumda işe başlamışsın demek ki işe yaramış” diyebilirsiniz ama o firmaya bıraktığım özgeçmişler sayesinde değil tamamen tesadüfler sonucunda girmiştim.

Günlerden bir gün en fazla 100 kişiyi kayıt edebildiğin, sıkıldığında yılan oyunu oynadığın, sms dışında başka bir mesajlaşmanın olmadığı cep telefonum çalmıştı. Arayan firma kendilerine bıraktığım özgeçmişi doldurduğum formu incelediklerini ve beni yakından tanımak istediklerini söylemişti. Hiç unutmuyorum, sanki çok ayıp bir şey olmuş gibi sesim titremiş, kimse duymasın diye bir köşeye çekilmiş, sessizce konuşmaya başlamıştım. Görüşmeye çağıran firma hızlı tüketim ürünleri (FMCG) denince akla ilk gelen yabancı firmalardan birisiydi ve çalışmak istediğim yerlerin başında geliyordu.

Hikayeyi uzatmamak adına izninizle burada keseceğim ve devamını haftaya yazacağım. Eğer buraya kadar yazdıklarımı okuduysanız size sormak isterim, sizce o görüşmeye gittim mi?

O günden bugüne ne değişti derseniz;

  • Aracı kurumlarda insan olmadan yapılamayan alım satım işlemlerinin çoğu artık otomasyon ile ilerlediğinden bu pozisyonlarda çalışanlar ya işsiz kaldı ya da o kurum içinde farklı görevlerde işlerine devam etti.
  • Devasa seans odaları kalmadı, insanlar kalabalık ortamda bulunmak yerine işlemleri internetin olduğu her yerden takip etmeye başladı.
  • 2000’li yıllardaki bankaların ve aracı kurumların birçoğu kapandı ve sektör daha verimli çalışmak ve dijitalleşme üzerine odaklandı.
  • Aracı kurumlar müşteriden para kazanmanın eskisi kadar olmadığını görüp farklı şeylerden de para kazanmak adına girişimlere ortak olmaya başladı.
  • O dönem meşhur olan pop sanatçı ve futbolculardan bugüne kimse kalmadı, YouTuber ve Instagram fenomeni olan gençler daha fazla bilinmeye başlandı.
  • İş başvurusu için kapı kapı dolaşmak yerine oturduğun yerden milyonlarca firmanın iş ilanına başvurmak gibi teknolojik devrimler yaşandı.
  • KVKK gereği artık kişisel bilgilerinizin olduğu form isteyen bir kurum kalmadı.
  • Binlerce telefonu kayıt edebileceğiniz, sms’in kullanılmadığı, WhatsApp başta olmak üzere onlarca iletişim kanalının olduğu, onbinlerce oyunu indirip oynayabileceğiniz hatta cüzdan yerine geçen akıllı cep telefonları hayatımıza girdi.
  • Akmerkez’deki Home Store adlı mekan eski popüler günlerinden çok uzakta sadece giyim üzerine yoğunlaşan bir marka oldu.
  • Bırakın floopy diski, onun çalıştığı bir bilgisayar türü bile piyasada satılmazken, TB boyutunda verileri internet üzerinde bulut ortamında sakladığımız günlere geldik.
  • Televole denen program kalmazken orada muhabir olarak çalışan Acun Ilıcalı şimdi Türkiye’nin en başarılı televizyon programcılarından birisi oldu ve kendine ait kanalında onlarca yarışma ile gündemden düşmeyen birisi haline geldi.
  • İş ilanı denince akla ilk gelen ve sadece tek başına 20 sayfadan oluşan Hürriyet İK eki artık pazar günleri gazete içinde iş ilanı olmayan 2-3 sayfalık bir kısım haline geldi.

Sakin bir kafayla düşününce yukarıda yazdıklarımdan daha da fazlası belki aklınıza geliyordur ama ben hikayeye uygun bu özeti çıkartabildim. Daha neler değişti neler, peki hayat hızla değişirken biz ne kadar değiştik? 2000’li yılların Televole kafasında mı kaldık yoksa Acun gibi hayal ettiklerine kavuşan birisi mi olduk? Bazı şeyler için bu böyle devam eder değişmez mi dedik yoksa her an her şey olabilir düşüncesiyle kendimizi yeniliklere adapte edebildik mi?

İşte tam da bu noktada eğer değişime hazırım diyorsanız gelin aramıza katılın gücümüze güç katın. Her Perşembe akşamı saat 21.00’de üyelerimizle online buluşup farklı sohbet programları düzenliyor, yeri geliyor bir uzman ağırlıyor yeri geliyor ayın değerlendirmesini yapıyor, yeri geliyor kendi aramızda özel odalarda sohbet edip nezih bir ortamda harika arkadaşlıklar kuruyoruz. Her ay gönderdiğimiz kitap, paylaştığımız ayın dosyası, ödüllü online yarışmalarımız, markalardan aldığımız indirim kuponları ile platforma daha fazla değer katmaya çalışıyoruz.

Sorularınız için ben hep buralardayım, lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

2 YORUMLAR

  1. Sevgili Murat,
    İçinde bulunduğun şartlar altında;O gün görüşmeye gitmen işin normal sonucu olmalı.
    Çünkü;Gitmese idin içinde bir ukte kalırdı?
    Görüşmeye gitmedi isen de şaşırmam.Bu durumda satranç oyununda çok ileri hamleleri görenlerdensin demektir ki? Bu da mümkündür,..
    Emin olduğum ileri tespitim ise;Yaşamının ileri yıllarında bir “Yaşam Ustası” & Bilge Kişi olacağındır…
    Ailece Sağlıklı bir Yaşam diliyorum(74)…

Sinan Karakuzu için bir cevap yazın İptal

Please enter your comment!
Please enter your name here