Sevgili Dostlar,

Sizi haftaya Perşembe akşamı harika bir online buluşmaya davet ediyorum, mailin en alt kısmında göreceksiniz, şimdi zaman kaybetmeden geçen hafta kaldığım yerden devam ediyorum.

Geçen hafta cumartesi günü gönderdiğimiz maili okuyanlar hatırlayacaktır. İlk iş deneyimim olarak 2000 yılında bir aracı kurumda çalışmaya başlamış, bir yandan iş hayatına bir yandan İstanbul’un koşturmasına alışmaya çalışırken bir gün telefonum çalmıştı. Arayan hızlı tüketim ürünleri denince akla ilk gelen yabancı firmalardan birisiydi ve beni mülakata çağırmışlardı. Yazımın sonunda size sorduğum “mülakata gidip gitmediğim” sorusuna %60 Evet cevabı geldi. Peki ben ne yaptım derseniz;

Çekildiğim köşede titrek bir ses tonu ile bir firmada çalıştığımı ve bu görüşmeye gelemeyeceğimi söylemiştim. Sesim neden öyle titremişti bilmiyorum ama nedense çok ayıp bir şey yapmışım gibi yüzüm kızarmış insanlar birşey anladı mı acaba diye etrafa bakınmıştım.

Daha yeni çalışmaya başlamıştım ama vücudum bu tempoya pek alışamamıştı. Her sabah 6.30’da uyanmak, şehrin bir ucundan bir ucuna  3 araç değiştirerek gitmek, akşamları eve geç gelmek hiç de hayal ettiğim gibi değildi. Bundan dolayı Cuma günü öğleden sonraları insanların yüzündeki gülümsemenin neden arttığını daha iyi anlıyordum.

İşte gene öyle bir gün, güneşli bir Haziran ayının Cuma günü bitse de gitsek modundayken telefonum çalmıştı. Arayan gene o firmaydı ve beni ısrarla görüşmeye çağırıyordu ve ben gene bir firmada çalışmaya başladığımı ve görüşmeye gelemeyeceğimi söylemiştim. Karşıdaki ses en kötü tanışmış oluruz gibisinden bir laf etmişti ama bu gururlu(!?!) genç adam bir kere kararını vermişti ve gene hayır dedi. (İyi halt etti)

İş hayatında unutamadığım ve hep keşke gitseydim dediğim anlardan birisi de bu olmuştu. Seneler sonra o telefon konuşmaları aklıma geldikçe “ah be” dedim ama artık kahkahalar atarak “ne salakmışım” diyorum. Sanki adamlar iş teklif etmişti, “en kötü tanışırız” diyecek kadar alttan alan telefonun ucundaki kız bile bende bir anormallik olduğunu düşünmüş ve bence iyi ki de gelmedi demişti.

Günlerden bir gün ofiste otururken öğlen yemeği saatinde ofisten kızların birbirlerine “sosyete pazarına gidiyoruz sizde gelsenize” dediklerini duyunca bu firmayla yaptığım ikinci görüşme aklıma gelmişti. Genciz, kilo yok, enerji çok, jöle sürecek kadar gür saçımız var, şıkır şıkır binaya gidip mülakata girmiş tıngır mıngır o binadan çıkmıştım.

Beni bir odaya aldılar, zaten mülakatlara yeni yeni alışıyorum, karşıma hazine, araştırma, kurumsal finansman ve bilgi işlem departmanlarının müdürleri, müfettiş bir hanımefendi ve genel müdür oturdu. Tenis maçı gibi bir o sordu bir diğeri sordu, bir ona baktım bir diğerine, müfettişlik sınavına mı gittim, merkez bankasına üst düzey mi geliyorum anlamadım. Sorulara doğru cevap mı verdim, ne dedim cidden kafam gitti, aptal olup çıktım. Bu vesileyle de hepsini sevgi ve saygı ile anıyorum, hepsinin bende çok emeği vardır.

Çıktım binadan kravatı çıkardım gömleğin düğmelerini açtım, karşıdan karşıya geçtim kendimi o pazarda buldum. Bağıran adamlar var ama güzel giyimli kadınlar, enfes kıyafetler, marka ürünler, haydaa dedim, arkadaş İstanbul’un pazarı da havalı, ne acayip bir memleket dedim içimden. Benden başka erkek yok gibiydi ama ben artık yolumu kaybetmiştim, neyse ki bir çıkış yolu buldum, kendimi pazardan dışarı attım. Sonradan öğrendim ki her perşembe günü orada bu pazar kurulurmuş, o sosyetik geçinenlerin çoğu da buradan alışveriş yaparmış.

Hem işe hem şehre alışma derken o güzelim yaz ayları bitmiş, sonbahar gelmiş hafiften yağmurlu havalar başlamıştı. Artık hangi semt nerede biliyor kaybolmadan yolumu bulabiliyordum ama fazla arkadaşım yoktu, daha doğrusu çok arkadaşım vardı ama herkesin telefon numarası bende yoktu. Üniversiteden bir arkadaşım Salı akşamları mezunların farklı mekanlarda buluştuklarını ve kafa dağıttıklarını söylemişti, bende bunlardan bir tanesine gittim.

Etiler’de İtalyan yemekleri yapan tatlı bir cafe’de 60-70 mezun oturmuş hem iş hem sosyal hayata dair sohbet ediyorlardı. Neredeyse kimseyi tanımıyordum ama olsun aynı havayı soluduğumuz yerlerden gelmiştik, elbet kaynaşırdık. Artık Salı akşamları hayatımın en güzel günleri olmuştu, işten çıkınca koşa koşa buluşma neredeyse oraya gidiyor, artık samimi olduğum o arkadaş grubuyla takılıyordum. Yaşadığım ev şehrin neredeyse çıkışında olduğundan çok geç saate kalmadan mekandan çıkıyor külkedisi hikayesindeki gibi balkabağına dönüşmeden eve gitmeye çalışıyordum.

Senenin son ayları gelirken Levent’in göbeğinde yükselen İş Bankası Kulelerinin inşaatı bitmiş ve bizde bankanın bir iştiraki olduğumuzdan Akmerkez’den oraya taşınmıştık. 1996 senesinde staj yaptığım ve o dönem Maslakta olan Garanti Bankasının Genel Müdürlük binasına “amma büyük diyen” ben, burayı görünce bakakalmıştım. Bu binanın benim için en büyük avantajı artık bir servisimiz vardı ve artık saatlerce bir sürü vasıta değiştirmeden gidip geliyordum.

Tam hayatım düzene giriyor derken Kasım ayında ülkede ekonomik kriz patladı, gecelik faiz oranları yüzde 1000’lerin üzerine çıktı, borsa allak bullak oldu. Bizim gibi aracı kurum veya bankada parası olan kişiler başta olmak üzere herkeste bir panik başladı, herkes parasını nasıl değerlendiririm derdine düştü. O günlerde çok fazla alternatif yatırım aracı yoktu ama hisseden çıkıp gecelik repoya dönen yüzbinlerce insan olmuştu. İş hayatının başında birisi olarak kocaman bilgisayar kasasına bağlı ekranlarda yayınlanan Reuters verilerinde anlık faiz oranlarını görmek, onlarca yoruma kulak kabartmak, ne nasıl neden sorularını duymak beni inanılmaz beslerken finans piyasasının zor duruma düşmesinden dolayı işten çıkartmaların başladığını duymakta beni korkutmaya başlamıştı.

Devam edersem sayfaların yetmeyeceği bu yazıma haftaya kaldığım yerden devam edeceğim. Sizce işten çıkartmaların başladığı bu dönemde bende işimden oldum mu?

O günden bugüne ne değişti derseniz;

  • Çalıştığı yerde başka firmadan görüşme için çağrılmanın duyulması artık sıkıntı olmazken maaşlı çalıştığı yerden onay alarak farklı sektörden firmalara danışmanlık hizmeti vermek ve organizasyonlarda konuşmacı olarak para kazanmak doğal hale geldi.
  • Şehrin bir yerinden diğerine gitmek daha kolay hale geldi ama bu seferde şehir yirmi sene öncesine göre daha kalabalık hale geldiğinden belli saatlerde yapılan yolculuklar eskisinden de zor olmaya başladı.
  • Kamu dairesinde bir işe girmiyorsanız her departman müdürünün katıldığı ve sadece bilgiye yönelik soruların olduğu mülakatlar tarihe karıştı.
  • Akmerkez’in karşısındaki sosyete pazarı sonradan farklı bir yere taşındı, eski havası gitti,  e-ticaretin yaygınlaşmasıyla online pazarlar popüler hale geldi.
  • Değil üniversite ilkokul arkadaşını bile bulabileceğin sosyal medya kanalları hayatımıza girdi, birisini bulamamak gibi bir şey bitti.
  • Salı akşamları buluşması yavaş yavaş popülerliğini kaybetti, haftada bir olan buluşmalar 2 haftada bir yapılmaya başlandı sonra da tamamen kalktı. Yönetimine girdiğim mezunlar derneğinde tekrardan bunu başlatmamıza rağmen artık herkesin herkese bir şekilde ulaşabilmesinden dolayı eskisi gibi rağbet görmedi.
  • Maslak’ta olan Garanti Bankasının genel müdürlük binası Levent’e geldi.
  • Kocaman bilgisayar kasaları ve ekranları kalmadı.
  • Finansal piyasaları izlediğimiz dönemin tartışmasız büyük yazılımı Reuters eski büyüklüğünü yitirirken el değiştirdi, onun gibi onlarca firma piyasaya girdi.
  • O dönem yüksek faiz oranlarından dolayı insanların bir şey üretmeden repodan para kazanma devri artık kalmadı.
  • Sadece banka ve aracı kurumların olduğu bir dünyada işlem yapılırken artık internetten alınıp satılan kripto para dönemine geldik.
Daha ne değişimler oldu neler ama ben ilk aklıma gelenleri hikayeye uygun şekilde derlemeye çalıştım. Hayat bu kadar hızlı bir değişim içindeyken biz ne kadar değiştik?

2000’li yıllardaki gibi paradan para kazanan kafasında mı kaldık yoksa her an değişen bir piyasada hayatta kalabilmek için araştıran, yeni şeyler deneyen ve risk alma cesaretini gösteren birisi mi olduk? “Bir firmanın büyüklüğünü gösteren şeylerden birisi de merkezi yerdeki prestijli binasıdır, bu gerçek hiç bir zaman değişmez” mi dedik yoksa koca koca yöneticiler ayaklarındaki terlikle evinde oturup bilgisayar başından da koca şirketi yönetebilir fikrine mi geldik?

İşte tam da bu noktada eğer değişime hazırım diyorsanız gelin aramıza katılın gücümüze güç katın. Her Perşembe akşamı saat 21.00’de üyelerimizle online buluşup farklı sohbet programları düzenliyor, yeri geliyor bir uzman ağırlıyor yeri geliyor ayın değerlendirmesini yapıyor, yeri geliyor kendi aramızda özel odalarda sohbet edip nezih bir ortamda harika arkadaşlıklar kuruyoruz. Her ay gönderdiğimiz kitap, paylaştığımız ayın dosyası, ödüllü online yarışmalarımız, markalardan aldığımız indirim kuponları ile platforma daha fazla değer katmaya çalışıyoruz.

17 Aralık Perşembe akşamı saat 21.00’de üyelerimize özel yaptığımız kaynaşma ve sohbet gecesine sizleri de davet etmek istiyorum, ilgilenenler lütfen bu formu doldursun.

Sorularınız için ben hep buralardayım, lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here