Çok mu Şey İstiyoruz Dostlar?

0
192

Sevgili Dostlar,

Yediğim yemekten bile utanıyorum” dediğimiz bu günlerde iç sesimle baş başa kaldım, kimse konuşmak istemeyince sende susuyorsun, halbuki herkes bir şeyler şeyler konuşmak, acıları paylaşmak istiyor, bende içimden, gönlümden, aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmam istedim. Kaç gündür tanıdığım tanımadığım bir sürü insanla konuştum, kimisi anlattı ben dinledim kimisinde ise ben anlattım karşımdaki dinledi, insanın kafayı yeme durumuna geldiği bu günlerde birileriyle birşeyler paylaşmak o kadar iyi geliyor ki, aklımdan milyonlarca şey geçerken konuşan o iç sesi bir nebze de olsa susturabildim.

Eminim sizler de aynı durumdasınız, çaresizlik hissi, sonrasında büyük bir üzüntü, sonrasında ise öfke, hepsi insanı yiyip bitiriyor, ajitasyon yapmadan, kimseyi üzmeden, hassas konulara girmeden bir şeyler yazmak istedim, sizde arzu ederseniz bana yazın, hatta lütfen yazın. Bu paylaşımlar eminim çok ama çok iyi gelecek, depremin yarattığı gerçekleri ortadan kaldırmayacak ama bizlerin de ruh sağlığı anlamında iyi olması lazım yoksa kimselere destek olamayız.

Hafta içinde Sertaç Doğanay’ın Linkedin’de bir paylaşımına denk geldim, aklımdan geçenleri özetliyordu, dediği gibi kimsenin acısıyla kendimizinkini kıyaslamayacağız. Burada olmak zor geliyor, insan sanki hiçbirşey yapmıyormuş gibi hissediyor, oralara gitmek, insanlara sarılmak, yardım etmek, birşeylerin ucundan tutmak, çok şey ama çok şey istiyor ama olmayınca da üzülüyor, kendisini işe yaramaz hissediyor, sanki buradan TV karşısında o insanlara sarılamadığından o acılara ortak olamadığını düşünüyor, halbuki böyle düşünmemek lazım.

Birde hayatın aktığı gerçeği var, sorumlu olduğumuz konular, ortalıklarda “bağırmadan” arka tarafta yapmamız gereken işler var. İnsanlar bir süre sonra maalesef birbirlerine sarıyor, “orada neler oluyor sen ne yapıyorsun” gibisinden laflar edebiliyor, halbuki x kişi kimseyi rencide etmeden yapması gerekenleri yapmaya çalışıyor, herkesin doğrusu kendisine, herkesin acısını yaşama şekli de kendisine, o yüzden bu tip günlerde üzüleceğiz, ağlayacağız ama hayata da devam edebilmeli, ayaklarımız yere sağlam basmalı. Diğer türlü bu acıyla başetmek zor hatta imkansız.

Peki ne yapacağız diyor insan? Elimizden geldiğince maddi destekte bulunmak, yardım kolilerinin hazırlandığı merkezlere gidip oradaki insanlarla beraber çalışmak ve dua etmek bile insanı rahatlatıyor, gidemesen de bir şeyler yaptığını hissetmeni sağlıyor. Barınma, ısınma, elektrik, temiz su, hijyen gibi sorunları olan bu bölgeye kafanıza göre gelmeyin lütfen diye bas bas bağırıyor yetkililer, gitsek bile belki ayak bağı olacağız o yüzden buradan neler yapabiliriz, kimlere nasıl destek olabiliriz buna bakmak lazım.

Sosyal medya iletişimini fazlasıyla önemsiyorum ama dezenformasyon da var, dikkatli olmak lazım. Whatsapp gruplarında bir mesaj geliyor, 1-2 saat sonra “arkadaşlar bu haber yanlış bilgi” diye birileri yazıyor. Herkes iyi niyetinden olabildiğince birilerine yardımcı olmak istiyor ama teyit etmediğimiz, gerçekliğinden %100 emin olmadığımız hiçbir şeyi paylaşmamak çok önemli.

Gerçek olan mesajları düşündüğümde de kim hangi mesaja bakacak ve ilgilenecek diye de düşünüyorum, onbinlerce mesaj gruplarda paylaşılıyor, o kadar çok mesaj geliyor ki, adresler, ihtiyaçlar, farklı istekler, insanın kafası karışıyor. Bir sistem olmalı, herşeyin tek elden yürütüldüğü, hem insanlar güven duyar, hem de işler daha profesyonel ve hızlı ilerler, eldeki kısıtlı kaynaklarla daha fazla yol alırız diye düşünüyordum kaç gündür. Bu karmaşayı gören birçok gönüllü yazılımcı ve kurum farklı uygulamaları vatandaşların kullanımına sundu.

Mesela deprem.io ile yardım ve destek talepleri ortak bir veri tabanında toplanıp yetkili kurumlara aktarılıyor. Hafta içinde sizlerle paylaştığım magdur.com sayfasında ise bütün ana başlıklar toplanmış, hepsine tek yerden bakabiliyorsunuz. Ev ihtiyacı olan afetzedelere gerek kira yardımı gerek kendi evini paylaşarak destek olmak isteyenleri buluşturan Bir Kira Bir Yuva adında bir sayfa da var. Oturduğu veya boşta olan evini depremzedelerin kullanımına açarak misafirlik edilmesine aracılık eden Misafir Ol adlı bir platform var. Daha çok sayfa var ama dediğim gibi herşeyin tek elden yürütüldüğü sayfalar sanırım yakın zamanda en önemli konu başlıklarından birisi olacak.

AFAD, AKUT ve Ahbap web sayfalarından bağış alıyor, pazaryerleri sayfalarından bu kurumların bağış kartından satıyor, bazı kurumlar Fonzip üzerinden bağış topluyor, bazı web sayfaları ise deprem için özel sayfalar yapmış, satın alınan ürünleri direkt AFAD’a ulaştırıyor. Kısacası bütün kurum ve kuruluşlar ellerinden geldiğince destek olmaya çalışıyorlar. Bu arada bazı markaların ne kadar destek olduğu sorgulanıyor, destek vermediği düşünülen markalar boykot ediliyor, bir büyük markanın yöneticisinin internette paylaşımına denk geldim. “Gizli yardım yaptık paylaşmadık suçlandık, bu sefer yardım yaptığımızı duyurduk ayıplandık, sonrasında da tepki alınca yardım yaptınız değil mi sözleriyle karşılandık, saçma sapan bir durumla karşı karşıya kaldık” demiş, kısacası linç kültürü maalesef yanlışın yanında doğruyu da silip süpürüyor.

Bu arada sosyal medya kanallarından reklam veren markalar vardı, hepsi bu süreçte bunları kaldırdı, büyük markalar ne kadar çok reklam verse bile geniş ekipleri sayesinde hızlı hareket edebiliyor ama daha ufak markalardan reklamı durdurmayı unutanlar oldu, e insanlık hali, o kadar büyük bir kaos oldu ki, anladıklarında onlar da hemen reklamları durdurdu.

Benim başıma da ilginç bir olay geldi, yakından tanıdığım bir firma Salı günü bir tanıtım maili gönderdi, bu konularda hassas olduğunu bildiğimden garipsedim, tesadüfen bu hafta bir konuyla alakalı konuşurken bahsettim, “imkansız, biz bültenleri Cuma günü gönderiyoruz” dediler. Maili açtığımda gerçekten mailin firma tarafından Cuma günü gönderildiğini gördüm ama Salı günü gelmişti. E-posta pazarlama konusunda uzun yıllar çalışmış birisi olarak böyle bir vakaya ilk kez denk geldim, normal şartlarda milyonlarca mail en fazla bir saat içinde kullanıcıya ulaşır ama dört gün sonra gitmesi çok olacak şey değil.

Firmayla e-postanın görüntüsünü paylaştım, onlarda hem kendi IT departmanları ile hem de e-postayı gönderdikleri firmayla temasa geçtiler. Bakalım ne olacak ama söylemesem ortaya çıkmayacaktı, belki de başka insanlara da böyle gitti, insanlar birşey demek istemedi ama içten içte o firmaya olan sempatilerini kaybetti, kimbilir, ama demem o ki, bunlar olabiliyor, tez canlıyız, hemen tepki verebiliyoruz ama bazen x kişinin/markanın kabahati olmayabiliyor.

Bu zor dönemde kim el uzatırsa insan onu hatırlıyor ya, e işte bütün ülkelerden neredeyse ekipler geldi, hepsi çok değerli çok önemli ama son zamanlarda gerilim içinde olduğumuz Yunanistan’ın paylaşımları beni benden aldı. Sabah yayınını Türkçe şarkıyla açan Yunanistan devlet kanalı ERT’deki görüntüleri, gene önde gelen gazetelerinden Karhimerini’de yer alan “Hepimiz Türküz” yazılı karikatürü, kurtarma ekiplerinin uzun uğraşlar sonrası birisini canlı çıkardığında bizim ekiplere sarılıp ağlamalarını görünce, “ah be komşu, neden başkalarının gazına gelip de bütün adaları silahlandırırsın ki, yarın sende bir felaket olsa bu seferde biz geleceğiz, aynı coğrafyada neyi paylaşamıyoruz” dedim içimden.

Ya iki odalı gecekondusundan yorganları alıp arabasına yükleyip ülkemize doğru yardım için yola çıkan Azerbaycanlı Server Beşirli’ye ne demeli? İnsanın şu görüntüleri izleyince gözlerinden yaşlar dökülmez mi, ah be Server, ne güzel birisin, tuttuğun hep altın olsun. Onlarca ülkeden daha ne görüntüler ve ne haberler var, yaz yaz bitmez, sanki Türk’ün Türkten başka dostu yok lafını çok da dillendirmemek lazım, var dostumuz arkadaş, yalnız değiliz bu dünyada.

Deprem kazılarında çalışan, çöken evinin önünden hiç ayrılmayan köpeklerin, sahibinin olduğu eve deliklerden girip yardım ekiplerine yol açıp onların kurtarılmasını sağlayan kedilerin, 7/24 hiç dinlenmeden çalışan enkaz kurtarma ekiplerinin, farklı illerden gelen itfaiye çalışanlarının, kendi imkanlarıyla ailesini, komşusunu, arkadaşlarını kurtarmaya çalışan oradaki vatandaşımızın emeklerini nasıl öderiz? Göçük altında kaldıklarında aklımıza getirdiğimiz sonrasında unuttuğumuz, daracık alanlardan geçip yerin metrelerce dibine inen o madenci kardeşlerimize nasıl teşekkür ederiz? Daha nice teşekkür edilecek eli öpülesi insanlar var, atladığımız olduysa affola.

Bir önemli konu da çocuklar, annesini babasını kaybeden çok çocuğumuz var, bu yüzden koruyucu aile konusu çok gündemde, yakın zamanda bununla alakalı canlı yayın yaptığımız Korev’e 100 binden fazla talep gelmiş, yurttaşımız o kadar koca gönüllü ki, herkes depremden etkilenen çocuklarımıza sahip çıkmak istiyor, hayat size hep mutluluklar getirsin.

Peki şimdi ne olacak? Asıl herşey daha yeni başlıyor, buralarda yeni hayatların kurulması zaman alacak. Öncelikle herkesin psikolojik destek alması, çocukların okula gitmesi, yıllardır çalışıp çabalayıp herşeyini bir gecede kaybeden insanlara maddi destek verilmesi gerekecek. Kolay mı, değil, elbette çok uzun bir süreç bu ama bundan sonra İstanbul başta olmak üzere ülkemizde olabilecek bu tip felaketlere hazırlıklı olmamız gerekecek.

Her şeyin merkezini sadece İstanbul’a koymanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gördük. Gıda, finans, telekomünikasyon, ilaç sanayi, sağlık ile alakalı üretimlerin aynı zamanda 4-5 farklı ilde olması gerekliliğini anladık. Haberlerde izledim, 2-3 müteahhit gözaltına alınmış, peki tek suçlu onlar mı? Onlara ve nicelerine gereken cezalar verilsin ama yeterli mi? Bence sistemin baştan aşağıya tamamen değişmesi lazım, cezalar caydırıcı, denetimler çok sıkı olmalı, imar yasası gözden geçirilmeli, deprem için toplanan paralar şeffaf şekilde yönetilmeli, kurtarma ekiplerinin başındaki kişiler konuya vakıf olmalı, insanlarda kurumlara güven arttırılmalı, olası depremlerde neler yapacağımız, nerelerde toplanacağımız bilinmeli, vatandaş olarak depremle alakalı konularda bilinçlenmeli, bununla alakalı derslerin ilkokul yıllarında başlatılması sağlanmalıdır.

Sadece deprem olduğunda çağrılan bilim adamlarına gereken saygı gösterilmeli, uyarılarına kulak asılmalı, nasıl bir kalp hastası istese de istemese de normal insanlar gibi yaşamak için egzersiz yapıyor, kilosuna dikkat ediyor, kötü alışkanlıklardan uzak duruyorsa deprem riski taşıyan ülkemizde de yapılması gereken her türlü şey zorunlu olarak yapılmalı. Olaylar bittikten sonra yaşananları unutup tekrar eskisi gibi devam etmemeli, herkesin ortak bir bilince sahip olması gerekir, aksi takdirde aynı şeyleri senelerce konuşup duracağız ama artık bu işin bir miladı olmalı, herkesin gerekeni yapması sağlanmalı.

Bitirmeden şunun altını da çizmekte fayda var, bu deprem inanılmaz büyüklükte, uzun ve arka arkaya olması sebebiyle çok yıkıcıydı, doğru ama mazeretler arkasına sığınmamak lazım, taa Japonya’lara gitmeye de gerek yok, aynı bölgede yer alan Erzin beldesi sanırım iyi bir örnek.

Hatay’da kimsenin depremden zarar görmediği Erzin Beldesinin Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu ile yapılan görüşmenin son 20 saniyesini lütfen dinleyin. Akan suyun önünde bir tek sen mi duracaksın derler ya, yani bir sistem var, nasıl başladıysa öyle gider kurcalama derler ya, Ökkeş Bey o akan suyun önünde durmuş, insanlarla kötü olmak uğruna bile durmuş, sistem o ve onun gibileri yalnız bırakabiliyor ama o yalnız kalmayı da gözönüne almış ve bildiğini yapmış, iyi ki de yapmış, görevini düzgün yapan sizin gibi insanlara da buradan selam olsun.

Hala enkaz altından çıkan insanları görünce umudun ne kadar değerli olduğunu görüyorum. Umudu kaybetmemek ve geleceğe umutla bakmak çok önemli, sosyal medya kanallarında paylaşılan hüzünlü ve öfkeli mesajlardan çıkardığım tek bir mesaj var. Ülkemiz insanı çok güzel, çok özel, hiçbir ülkede olmayacak yardımlaşmalar oluyor, her şeyden önce yardımlaşma var, vicdan var, tanımadığı insanlar için hüngür hüngür ağlayan milyonlar var, acıyı en derinden hisseden insanlar var, bu dün de böyleydi yarın da böyle olacak ondan kimsenin şüphesi yok, peki bu kadar güzel insanın olduğu bir ülkede neden daha iyi hayat şartlarında olamıyoruz? Neden her gün bir kaosla başlıyoruz? Neden hep bir kavga, hep bir sorun çözmeye çalışıyoruz? Artık herkes, kişiye göre değiştirilmeyen, kuralları olan, adaletin olduğu, kavgasız dövüşsüz, sevgi ve saygının olduğu güzel bir ülkede yaşamak istiyor, huzur istiyor, gelecek kaygısı taşımadan, insan gibi yaşamayı hayal ediyorçok mu şey istiyor? Eminim sizlerde aynısını düşünüyorsunuz, çok mu şey istiyoruz be dostlar?

Tekrardan hepimizin başı sağolsun, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara ve depremden etkilenenlere acil şifalar diliyorum.

Daha güzel şeyleri konuşacağımız günlerde görüşmek dileğiyle

Sevgiler
Murat Erdör

PS: Bu yazıyı bir web sayfasında veya sosyal medya kanalında okuduysanız, formatı beğendiyseniz ve her hafta düzenli olarak size de bu e-bültenin gönderilmesini istiyorsanız bu linkten e-bültenimize üye olabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here