Sevgili Dostlar,

Hatırlarsanız online yaptığımız networking gecesine geçen hafta sizleri de davet etmiştim. Aranızdan katılım sağlayan arkadaşlarımız oldu ve bazıları o akşam platformumuza üye oldu. Geçen haftaki hikayemize kaldığımız yerden devam edeceğim ama Ready For Change olarak ne yaptığımızı kısaca özetlemek istedim.

Her hafta Perşembe akşamı üyelerimizle buluşuyor, önceden planlanmış içeriğe göre ya gündemi değerlendiriyor, ya ayın konusunu uzmanıyla konuşuyor, ya networking partisi yapıyor ya da kariyerinde belli aşamaya gelmiş kişileri ağırlayıp ilham alıyoruz. Ayda bir yapmak istediğimiz fiziki buluşmalar yerine online yarışma ile ayın son Çarşamba günü biraraya gelip çok eğleniyoruz. Bu arada ayın kitabını adresinize gönderiyor, ayın dosyası ile de kendinize o ayın konusu ile alakalı film, video, kitap önerilerini paylaşıyor, konuyla alakalı kendinize sormanız gereken soruları paylaşıyoruz.

Hikayemize geri dönersek, geçen hafta cumartesi günkü mailde 2000’lerin başında geldiğim İstanbul’a ve iş hayatına alışmaya başladığımdan, haftada bir üniversiteden eski mezun arkadaşlarla buluştuğumdan ve yavaş yavaş herşeyin yoluna girmeye başladığından bahsetmiştim. Kasım ayında ülkede ekonomik krizin başlamasından dolayı işten çıkartmaların başladığını belirtmiş ve “sizce bende işimden oldum mu” diye sormuştum. %86 ile ezici bir çoğunluk bu soruya evet demiş, peki ne olmuştu, kaldığım yerden devam edelim.

Kasım ayındaki kriz derinleşirken hisse senedi fiyatları düşmeye başladığından herkes borsadan çıkıp parasını gecelik faize yatırıyordu. İşyerine gelen müşterilerin panik dolu hallerini ve paramızı nereye yatırmalıyız sorularını izliyor, insanların moralsiz halleri ve medyada çıkan haberleri takip edip ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Tam da o günlerde işyerinde emektar bir abimiz sonrada kulağıma küpe olan şeyi söylemişti; “insanlar parası olmayınca sıkıntı var zannediyorsun değil mi? Halbuki para olunca dert daha da büyük oluyor” demişti. Cidden de öyleydi, elinde birşey yoksa zaten korkacağın bir şey olmuyordu ama elindekini kaybetmemek sanki daha fazla stres yaratan bir durumdu.

Bu arada aldığım düşük maaşa üzüldüğüm ilk zamanlar aklıma gelmişti. İşe girerken bana önerilen maaş düşük gelmiş, ben oradan mezunum burada şunu yaptım bunu yaptım söylemleri ile başbaşa kalmıştım. Hatta benimle aynı dönemlerde farklı finansal kuruluşlarda işe başlayan arkadaşların aldıkları maaşların benden daha yüksek olduğunu öğrenince üzüntüm daha da artmıştı. Herkesten daha fazla kazanayım derdim yoktu ama neden aynı işi yapan diğer kurumlardaki arkadaşlar benden daha fazla alıyordu, ben nerede hata yapıyordum bunu o dönemde pek anlamıyordum. Seneler sonra anladım ki maaşı belirleyen kriter sadece senin eğitimin veya iyi çalışan olman değil, çalışmakta olduğun sektörün hacmi ve firmanın büyüklüğü idi.

Düşük maaş alıyorum diye düşünüyordum ama işin garip tarafı, hafta sonları daha çok evde dinlendiğimden, para biriktiriyordum. Ofiste ailesi olan büyüklerimizin ne kadar çok sorumlulukları olduklarını, bazı alt kademedeki çalışanların yemek fişlerini market alışverişlerinde kullandıklarına şahit oldukça ekmek aslanın ağzında kavramını daha iyi anlıyordum. Artık aldığım maaşın az veya çok olmasına çok takılmıyor paranın bereketi denen kavrama önem veriyordum.

Aylar ayları kovalarken meşhur Şubat 2001 geldi çattı. Detaylarına girmeyeyim ama benim gibi daha iş hayatının başında olan deneyimsiz birisi bile dönemin başbakanı “devlet krizi” var diye açıklama yapınca içimden çarşı karışacak demiştim. Karışmak ne kelime ortam darmaduman oldu, dalgalı kur sistemine geçilmesine karar verildi. Verilmesine verildi de kur ne olacaktı kimse bilmiyordu,  hiç unutmuyorum o günlerin sabahında herkes ofisin içinde oturmuş bankaların açıklayacağı döviz kurunu bekliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam ilk İş Bankası alım/satım rakamını açıklamıştı, sonra da diğer bankalar tek tek döviz kuruyla alakalı rakam belirtmişlerdi.

Anketin cevabına gelirsek, hem 2000 Kasım hem 2001 Şubat krizleri arka arkaya patlamış, sadece finans piyasasında değil her sektörde işten çıkartmalar başlamıştı. Benden daha yüksek maaş alıyor dediğim arkadaşlarımın çoğu maalesef işsiz kalmıştı ama bana hiçbir şey olmamıştı, evet %86 yanlış bildi, işime aynen devam ettim. O gün anladım ki fazla maaş almak değil istikrarlı bir şekilde işe devam edebilmek önemliydi. Ve o gün anladım ki, daha fazla maaş veren değil, seni koruyup kollayan sahip çıkan işyeri değerli ve kıymetliydi. O günden sonra zaten çok çalıştığım kurumda daha da fazla çalışmaya ve eskisinden daha fazla sahiplenmeye başlamıştım. Bana 3 kazandırıyorsa ben 13 kazandırmalıyım mantığı ile işleri daha düzgün yapmaya çalışırken kuruma olan sevgim ve saygım artmış, uzun bir süre maaş konusunu rafa kaldırmıştım.

Özetlersek, o an farkında değildim ama bir değişim içindeydim. Gördüklerim, duyduklarım, gözlemlediklerim, tanıştığım yeni insanlar bendeki kalıplaşmış çoğu düşüncenin değişmesine, yeni şeyler deneyimlememe sebep oluyordu. Seneler sonra gördüm ki ailemden, büyüdüğüm çevremden, okul hayatındaki arkadaşlarımdan gördüklerim bir yere kadar doğruymuş. Keşfedilmesi gereken onlarca şey, öğrenilmesi gereken yüzlerce durum varmış. Kısacası değişim şartmış.

Sizde değişime inanıyor ve hayatınıza farklı açılardan bakmanızı sağlayacak bir platforma dahil olmak istiyorsanız, aramıza katılın gücümüze güç katın. Sorularınız için ben hep buralardayım, lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here