Sevgili Dostlar,

1999 senesi Haziran ayında üniversiteden mezun olduğumda işe girmek yerine vatani görevimi yerine getirmek için Samsun’a asker olarak gitmiş, dönüşümde iş aramaya başlamıştım. O dönem teknoloji hisseleri inanılmaz artışa geçmiş, Nasdaq Borsası çok popüler hale gelmişti. Ortaklarından birisi Türk olan bir firma Miami’de kurduğu bir yatırım firmasına yetiştirilmek üzere uzmanlar arıyordu. Sağolsun canım abim bu iş imkanını görünce benim başvurmamı sağlıyor ve hikayemiz burada başlıyor.

Dönemin en prestijli danışmanlık ve beyin avcısı firmalarından birisi olan Arthur Andersen ile başlayan iş görüşmelerinden başarı ile çıkıyor, iki haftada bir farklı kişilerle mülakatlara giriyordum. Aklım ara sıra Miami Vice dizisine gidiyor, ucu bucağı olmayan okyanus ve palmiye ağaçları gözümün önüne geliyor heyecanım iki kat artıyordu. İnternette çok fazla web sayfası olmadığından Miami’de yaşam ile alakalı araştırma yapma imkanım çok fazla olmuyor ama en azından o firmaya bir müşteriymiş gibi mailler atarak firma hakkında daha fazla fikir sahibi oluyor bir sonraki görüşmeye daha iyi hazırlanıyordum.

Günler günleri kovaladı, finale 38 kişi kaldı ve sadece 20 kişi seçileceğinden şansım yüzde elliydi. Bir Ankara çocuğu olarak İstanbul’da çalışmayı hayal ederken bir anda Miami’de çalışma şansını %50’de olsa yakalamış olmamdan dolayı inanılmaz heyecan duyuyordum.

Finalde o firmanın İK müdürü ile bir görüşme yapacağımız söylenmiş bende ona göre hazırlanmıştım. O gün pırıl pırıl giyinmiş kafamda ABD hayalleri ile o mülakata girmiştim. Görüşmeye İK ile alakalı olmayan bir kadın girmiş bazı sorular sormuş bende elimden geldiğince iyi cevaplar vermiştim ama içim içimi kemiriyordu, kimdi bu kadın, başka bir danışman mı, firmanın bir çalışanı mı, o dönemin en büyük beyin avcısı firması olan Arthur Andersen ile başlayıp 4-5 mülakat yapılan bu kadar ciddi ilerleyen sürecin sonunda ismi belli ama kim olduğu belli olmayan bu esrarengiz kişi kimdi?

Tam çıkacakken dayanamadım sordum, “e peki siz kimsiniz” dedim, kendisini tanıttı, “bize firmanın İK müdürü gelecek denmişti ama neden siz geldiniz” dedim, o da firma sahibin güvendiği bir aile dostu olduğunu, bu tip mülakatları zaman zaman yaptığını, firmayı da tanıdığından görüşlerine önem verildiğinden falan bahsetti. Deneyimsiz birisi olmama rağmen bu bana çok garip gelmiş Arthur Andersen ile başlayacak kadar büyük düşünen firmanın en önemli görüşmesini bu şekilde yapmasını kendimce yadırgamıştım. İş hayatı ile alakalı sanırım ilk hayal kırıklığım bu olmuştu.

Görüşmeden 2-3 gün sonra mülakatı düşündükçe kendime kızmaya başlamıştım, gayet iyi gitmiş bir görüşmenin sonunda o soruyu sormasam olmazmıydı, neden sormuştum ki, eminim kadının hoşuna gitmemiş, belki de beni sivri bir tip olarak görüp çıkar çıkmaz elemişti. Ve tahmin edeceğiniz üzere 10-15 gün sonra olumsuz cevabı almış, ABD hayallerim yerle bir olmuştu. Sonrasında da iş teklifi aldığım ama ABD’deki olası iş durumundan dolayı izin istediğim firmaya evet demiş İstanbul’da o dönem AVM denince akla ilk gelen Akmerkez’de bir aracı kurumda iş hayatına başlamıştım.

Farklı sektörlerde farklı kurumlarda farklı pozisyonlarda çalıştım, onlarca mülakata girdim çıktım ama o iş görüşmesini aklımdan hiç çıkartamadım, çıkardım dersler de oldu, her işte hayır vardır dediğim şeylerde.

O sene teknoloji sektöründeki firmaların aşırı fiyatlamasından dolayı şişen Nasdaq Borsası sonunda patladı ve inanılmaz bir düşüş yaşadı, çoğu firma kapandı, çoğu kişi işsiz kaldı, hatta o firmaya seneler sonra baktığımda internette olmadığını gördüm. 11 Eylül olaylarının da o dönemde olması, Müslüman ülke vatandaşlarına yapılan tacizlerden dolayı, bu işin olmaması belki de iyi oldu dedim içimden.

Çıkardığım dersler ne oldu derseniz, bugünkü aklım olsa etliye sütlüye dokunmazdım, yani finalde o kadın gelmiş bu adam gelmiş çok ilgilenmezdim, firma o kişiyi gönderdiğine göre bir bildiği vardır derdim. Beni ben yapan değerlerden vazgeçmek değil ama 20 sene önce önemli görünen şeyin şu anda çok detay olduğu idi değişen şey.

Peki başka değişen ne vardı?

  • Arthur Andersen Enron skandalı sonrası tarihin tozlu sayfalarına karıştı.
  • Miami’de kurduğu yatırım firmasına eleman arayan ve finalde aile dostu birisini gönderen o Türk firmada en son gördüğümde konkordato başvurusunda bulunmuştu, anlaşılan sektöründe bir numara olan bu firma içinde işler çok iyi gitmemişti.
  • Bir iş görüşmesinde adayın soru sorması ve sorgulamasına değil sormamasına olumsuz bakılan bir döneme gelindi.
  • Dönemim bütün ünlülerinin buluşma noktası olan ve boş dükkan bulmanın imkansız olduğu Akmerkez yeni AVM’ler açıldıkça kendisini yenileyemedi ve artık 3-4 ayda bir mağazanın boşaldığı bir yer haline geldi.
  • O dönem 5 dakikada bağlandığımız, sık sık koptuğumuz, girebileceğimiz sınırlı sayıda sayfanın olduğu internet şu anda bambaşka bir boyuta geldi, hayatımızın merkezine yerleşti.
Koskoca 20 senede daha neler değişti neler, peki hayat hızla değişirken biz ne kadar değiştik? Kendimize ne kattık? Hala 20 sene öncesinin bilgileriyle mi ilerlemeye çalışıyoruz yoksa kendimizi güncelliyor muyuz? Hayatın uzadığı, belirsizliklerin çoğaldığı günümüzde kişisel gelişime ve networking’e gereken zamanı ayırıyor muyuz?

İşte tam da bu noktada eğer değişime hazırım diyorsanız gelin aramıza katılın gücümüze güç katın. Her Perşembe akşamı saat 21.00’de üyelerimizle online buluşup farklı sohbet programları düzenliyor, yeri geliyor bir uzman ağırlıyor yeri geliyor ayın değerlendirmesini yapıyor, yeri geliyor kendi aramızda özel odalarda sohbet edip nezih bir ortamda harika arkadaşlıklar kuruyoruz. Her ay gönderdiğimiz kitap, paylaştığımız ayın dosyası, ödüllü online yarışmalarımız, markalardan aldığımız indirim kuponları ile platforma daha fazla değer katmaya çalışıyoruz.

Sorularınız için ben hep buralardayım, lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here