Sevgili Dostlar,

Sürekli bu mailleri takip edenler bilir, her hafta 2000’lerin başında başımdan geçen hikayeleri paylaşıp günümüzdeki değişimlerden bahsediyorum. En son nerede kalmıştık derseniz bu maili tekrardan paylaşayım ve kaldığımız yerden devam edelim.

2001 Şubat Krizi sonrası finansal piyasalar tatsızlaşmış, insanların gelirleri döviz kurlarının artması sonrası iyice düşmüş ve işsizlik rakamları yükselmeye başlamıştı. Hafızalardan silinmeyen görüntü ise işlerimiz bozuldu diyerek dönemin Başbakanının önüne yazar kasasını atan esnaf olmuştu. Hala zaman zaman bazı programlarda yer alan bu görüntünün kahramanı sonraki senelerde pişmanım dese de iş işten geçmişti.

O günlerde hayatımıza ismini ilk kez duyduğumuz birisi girdi. Londra Ekonomi Okulundan ekonomi alanında lisans ve lisansüstü derecelerini aldıktan sonra Princeton Üniversitesinde doktorasını yapan ve o günlerde Dünya Bankasında çalışan Kemal Derviş, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu.

Ülke olarak borçlarımızı çeviremez hale geldiğimizden IMF’den borç almak gerekti ama Türkiye’ye kredi alabilmesi için bazı şartlar dayatıldı. Tarihe Derviş yasaları diye de geçen bu yasalar sonrası krediler onaylandı, ülke nefes aldı, Derviş kahraman ilan edildi ama sonradan gördük ki o yasalar sayesinde Türkiye’de şeker pancarı ve tütün üretimi bitti, birisinde şeker ithalatının önü açıldı diğerinde ise sigara fabrikalarının tümü satıldı. O gün kahraman ilan edilen kişi sonrasında çoğu çevre tarafından çok da iyi anılmadı.

Hayat bir şekilde akıp gitmeye devam etti, bahar ayları sonrasında yaz derken hepimizin hayatını değiştirecek o meşhur Eylül ayı geldi çattı. Her hafta Salı akşamı olduğu gibi gene o gün mezunlar derneğinin buluşması vardı. O dönem hayatımdaki tek sosyalleşme aracım bu olduğundan fazlasıyla keyifliydim. Akşam olsa da çıksak diye beklerken çalışmakta olduğum finans kurumunun TV ekranlarında ABD’deki İkiz Kuleler denen binalara uçakların arka arkaya girdiğini gördük. Ne oluyor ne bitiyor çok anlayamadan iş saati bitiminde Taksim’deki buluşma mekanına gittim. Güzel bir otelin lobisinde yapılan bu buluşmada ayak üstü diğer mezun arkadaşlarla sohbet ederken bir yandan da gözüm köşedeki TV ekranına takılıyordu. Yeni görüntüler yayınlanıyor, ortalık feci görünüyordu.

Sonrasında olanları hepimiz biliyoruz, detaylara gerek yok, güvenlik önlemleri arttırıldı, Kuzey Kore’nin de içinde olduğu bazı ülkeler düşman olarak nitelendirildi, Afganistan ve Irak işgal edildi, Müslümanlara karşı önyargı oluştuğundan nefret suçları arttı.

O günden bugüne ne değişti, ne değişmedi derseniz?

* Ekonomik krizler gösterdi ki, düşenin dostu olmuyor, birisi size borç verse de bunu misliyle sizden alıyor. Bu kural hiç değişmedi, o yüzden hep güçlü olmak gerekiyor, düşseniz bile toparlanmanın yolunu hızlıca bulmak gerekiyor.

* O günün şartlarına göre kahraman olan kişi sonrasında farklı algılanabiliyor ya da o dönemde normal olan bir davranış sonradan anormal gelebiliyor. Bende bu hataya zaman zaman düştüm ama sonradan anladım ki olayları analiz ederken o günün şartlarına göre bakmak önemli.

* Bir dönem düşman olarak gösterilen bir ülke ile seneler sonra ortak bir yerde buluşma olabiliyor hatta iş ticaret yapmaya kadar gidebiliyor. Uluslararası siyaseti iyi okumak belki de iş hayatında sizi 2-3 adım öne çıkartabiliyor.

* Aklı başında ABD vatandaşları sonraki yıllarda gördüler ki başta Irak olmak üzere bazı ülkelerin işgali doğru değildi ama maalesef geriye dönüş yoktu. O dönem ülkeleri ABD tarafından işgal edilip Saddam devrildiğinde çok iyi şartlara kavuşacaklarını düşünüp bayram havası yaratan bazı Iraklılar da seneler sonra ne kadar yanıldıklarını anladılar ama artık çok geçti.

Kısacası hayat hızlı bir değişim içerisinde, eski bir devlet büyüğümüzün söylediği gibi “dün dündür, bugün bugündür” tam da bugünlerde yerini buluyor, dünün politikaları bugün farklı olabiliyor. Ülkeler, markalar ve insanlar bu değişim döneminde artık klişe haline gelmiş alışkanlıklara ve kurallara göre değil kendileri için en iyi seçeneğe göre kendilerini şekillendiriyor. Hiç olmaz denen şeyler oluyor, tarihin tozlu raflarında yer almamak için insanlar, markalar ya da ülkeler farklı aksiyonlar içinde olabiliyor.

İşte bu yüzden her anlamda kendimizi iyi tanımalı, iyi bildiğimiz konularda ön plana çıkarken eksik olduğumuz konularda da kendimizi geliştirmeli ve bu çağa ayak uydurmalıyız. Tabi ki her konuda kendimizi güncelleyebilmek ya da herşeyi bilmek imkansız ama işimizle alakalı öğrenmemiz gereken herşeyi mutlaka herkesten daha iyi bilmeli, kavramalı ve pratik etmek zorundayız.

Sizde değişen bu dünyada kişisel gelişiminize, kariyer planlamanıza, dijital dönüşüme, lifestyle ve girişimcilik konularını önemsiyor, farklı disiplinlerden gelen insanlarla tanışmanın sizin için faydalı olacağına inanıyorsanız sizi de Ready For Change platformuna bekliyoruz.

Lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here