Oldum olası bir şeyler hakkında konuşmayı ve bilgi paylaşmayı sevdim. 2000’li yılların başında çalıştığım EF adlı firmada yurtdışına öğrenci gönderiyor, bu yüzden bolca telefon konuşmaları, tanıtım toplantıları (infomeeting) ve okul sunumları yapmak durumunda kalıyorduk. Günlerden bir gün yurtdışındaki merkez ofisten işleri büyütmemiz gerektiği ve satışın sadece İstanbul’dan değil bütün illerden gelmesi için çalışmalar yapılması istenmişti. Yapılacak iş belliydi, belli başlı illerde bayiler bulacak onlara satış yaptıracak ve rakamları yükseltecektik.

Acentalardan sorumlu olacak birisi lazımdı ve pozisyon bana teklif edilmişti. Daha 4-5 sene öncesinde iş hayatına yeni başlarken ailemin müfettiş ol oğlum lafına “ne o ya, il il gezip ne yapacağım, çok sıkıcı” diye cevap veren ben nedense pozisyonun cazibesine kapılıp evet demiştim. Bu arada bankalarda “aman Murat Bey gelin sizi müfettiş yapalım” demiyorlardı o da ayrı mesele 🙂 Hoşuma giden şey farklı illeri gidecek ve bambaşka insanlarla tanışmak olmanın yanısıra sıfırdan bir sistem kurup bunu uygulama şansımın olmasıydı.

Potansiyel iller nereler olabilir baktık, burada onlarca kriter vardı, o ildeki özel ve toplam okul sayısı, o ilin eğitim durumu, sanayileşme durumu, nüfusu vs gibi şeylere baktık ve pilot iller seçtik. Bazı iller zaten bizi şaşırtmadı hatta beklediğimizin üzerinde giden iller bile oldu ama bazıları kağıt üzerinde çok iyi gözükürken aslında yurtdışı eğitim ile alakalı hiç potansiyel olmadıklarını gördük. Bazı illerde de xx beyin oğlu ve yy Anadolu Lisesi öğrencilerinin bizimle yurtdışına gitmesi çok büyük referans oluyor, bir sonraki sene onlarca kayıt getirebiliyordu.

Acenta yönetiminin ne kadar zor olduğunu, farklı insan tiplerini yönetmenin, onlara eğitim vermenin, onları pazarlama ve satış konusunda iteklemenin kolay olmadığını seneler içinde gördüm, deneyimledim ama o kadar gaza basmıştım ki 2. senenin sonunda 100’den fazla bayimiz olmuş, bunların %40’ını satışa başlatmış, buralardan gelen satışların da etkisiyle 2005 senesinde Santa Barbara’da yapılan ödül gecesinde Avrupa’nın en iyi ofisi olmuştuk.

En başta pozisyonu kabul ederken acentalar zaten satacak ben onları arada sırada kontrol edeceğim, gaz vereceğim vs diye düşünmüştüm ama günler geçtikçe işin hiçte öyle olmadığını görmüştüm. Her şeyden önce bu firmaları pazarlama konusunda eğitmek, satış nasıl yapılmalı kısmını anlatmak, hangi materyali nerede kullanabilirler göstermek, iletişimin düzgün işlemesini sağlamak cidden zaman alıyordu. Zaman zaman İstanbul’da toplu eğitimler yapıyordum ve abartısız 7-8 saat hiç oturmadan bilgi aktarımında bulunuyordum. Bunların hızlı yapılabilmesi ve anlaşılır olabilmesi için onlarca sayfa eğitim materyali ve özel sunumlar hazırlamış, sabırla bütün acentelere tek tek anlatmıştım. Her ne kadar inanmasam da sanırım bende önceki hayatımda öğretmendim çünkü bu kadar kişiye konuları tane tane anlatmak, onlarca soruyu cevaplamak, karşı tarafın anlayabileceği kolaylığa sokmak öğretmen dışında kimsenin yapabileceği bir şey değildi.

Bir süre sonra kendimi tekrarlamaya başladığımı hissettim ve eğitimler artık sıkıcı bir hal almaya başladı işte o zaman bunu daha keyifli hale getirmek için eğitimin formatını biraz değiştirdim. Artık yaşanmış hikayeleri daha fazla anlatıyor, bol bol örnek veriyor, akılda kalması için en önemli konuları daha çok anlatıyor, gereksiz detaylara girmiyor, bunlar için notlarınıza bakın diyordum. Sahnede bir şeyler anlatmak, zaman zaman komik hikayeler anlatıp insanları güldürmek, göz göze gelince onlardaki enerjiyi almak beni acayip mutlu ediyordu. Sonrasında her iki haftada bir velilere yaptığımız tanıtım toplantıları da buna eklenince sahne benim hayatım olmaya başladı, artık olay acentalara eğitim verme kıvamından çıkmış başka bir formata gelmişti benim için. Her eğitim sonunda “ya Murat Bey iyi ki gelmişiz, ne güzel oldu” laflarını duymaya başlamak beni inanılmaz mutlu etmeye başlamıştı. Tanıyanlar bilir, sıfır egom vardır, hiç öyle böbürlenmeyi vs sevmem, neysem oyumdur ama bunları yazmazsam anlattığım hikaye ve neler hissettiğimi sizlere anlatamazdım.

Sahnede olma, insanlara eğlenceli şeyler anlatma, onlarla göz göze gelip karşılıklı enerji paylaşımı beni benden alıyor, hayatın beni nerelere sürekleyeceğinden habersiz işlere güçlere devam ediyordum. Bir gün mutlaka sahnede olmalı, hatta televizyon ekranlarına çıkmalı, mutlaka çok insana faydalı olmalıyım hayalleri içinde gidip gelmeye başlamıştım. Hatta bir pazarlama fuarında, o dönemin en iyi kanallarından birisi olan CNN Türk’ün temsili olarak koyduğu stüdyoda bende resim çektirmiş bunu gene o dönemin popüler sosyal medya ağı olan Facebook’ta paylaşmış, o güne kadar almadığım tebrik mesajlarını sadece 2 saat içinde almıştım. Şaka gibiydi, insanlar benim CNN Türk’te program yapmaya başladığımı sanmışlardı, çok şaşırmıştım ama bir yandan da hoşuma gitmişti, demek ki öyle bir algı bırakmıştım, içimden dedim ki “sanırım doğru yoldayım, aynen devam”.

İşte o dönemlerde YouTube kanalımı açtım, o zaman bugünkü gibi canlı yayın yapma vs gibi şeyler yoktu, gittiğimiz etkinliklerde eşimiz dostumuz çektiyse cep telefon görüntülerini yüklüyor, konuşmacı olduğumuz panellerde çekimleri alıp onu koyuyor böyle böyle bu büyülü dünyaya adım atıyordum. Kanalım öyle ahım şahım büyümüyordu ama “bir YouTube kanalın var mı” diye sordukların “evet var” diyebiliyordum sonuçta. Davet edildiğim etkinlik sayısı arttıkça ilk sorum çekim yapıyor musunuz ve bunu paylaşıyor musunuz oluyor, organizasyonu yapanlarda şaşırıyordu çünkü onlara diğer konuklar hep ücreti soruyorlarmış. Gel zaman git zaman video sayısı artmaya bende bunlarla alakalı daha fazla şey öğrenmeye, bir video koyduktan sonra ne tip etiketler koymalı, nelere dikkat etmeli konularına ağırlık vermeye, her videoyu mutlaka sosyal medya kanallarında paylaşmaya özen gösteriyordum.

Etkinlik dünyası çok ilgimi çekiyordu, o dönem başında olduğum Emarsys adlı firma Türkiye pazarına yeni girdiğinden dolayı çok bilinen bir marka değildi ve bir şeyler yapmam gerekiyordu. Çalıştığımız çok değerli markalar vardı, “neden her ay onlarla biraraya gelip gündemde olan bir konuyu konuşmuyoruz” fikri sonrasında ayda 1 akşam yapılacak etkinliklere doğru evrilmişti. İş çıkışı etkinlik yapma kültürü o dönem pek yoktu, bizimde bu etkinlikleri ne kadar yapacağımıza dair bir fikrimiz yoktu. Bana kalsa ayda 2 tane de yapalım isterdim ama şirket pazarlama için sıfıra yakın bir bütçe ayırdığından hala nasıl yapabildiğimize akıl sır erdiremediğim yöntemlerle bir şekilde başladık ve adını da Emarsys Academy koyduk. İlk başlarda kendi halinde giden etkinliği müşterilerimizin dışındaki insanlara da açıp, celebrity isimleri de konuşmacı olarak konuk alınca iş inanılmaz boyuta gelmişti. Bu etkinlik dizisi teknoloji dünyasının aylık buluşma noktası olmuş, belki de reklamla yapamayacağımız etkiyi göstermeye başlamış, onlarca blog sayfasında yer almaya başlamıştık. Bu etkinliklere başlarken belki de hayatımın en doğru kararlarından birisini vermiş olmayan bütçemizle bir yapımcıyla anlaşmış, çekimler yaptırmış sonrasında 1 dakikalık özet görüntüler alıp bunu YouTube’a koymaya başlamıştık. Bu videolar 1-2-3 derken 10 küsür olunca artık yer gök Emarsy Academy olmuş, sizi videoda gördüm diyenleri duydukça “YouTube acayip bişi yapamadığım reklamı yapıyor, algı seviyesini inanılmaz yükseltiyor” demiştim. Hayat çok ilginç, o yapımcı arkadaşımızla yollarımız yıllar sonra çok tesadüf eseri kesişti, onun sayesinde hayalim olan TV ekranlarına çıktım, onun da hikayesini okumak isterseni bu videodaki açıklama kısmına bakabilirsiniz.

Kendi işimi kurup etkinlik yapmaya başladığımda da ilk işim bunların çekimini yaptırmak, sonrasında aldığım 1 dakikalık videoları YouTube’a yüklemek oldu. Ayda 3-4 etkinlik yapan ben bu videolar sayesinde sanki ayda 9-10 etkinlik yapıyormuşcasına olumlu tepkiler alıyor, hatta bunların sayesinde yeni firmalardan işler kapıyordum. Kısacası yapılan yatırım kat ve kat geri dönmekle kalmıyor birde PR değeri yaratıyordu.

Herşey tam sürat giderken bir anda başlayan pandemi bütün herşeyi değiştirdi. Baktık ki olay online yayıncılığa doğru kayıyor piyasayı boş bırakmamak adına arka arkaya her gün Zoom üzerinden farklı uzmanlıkları olan uzmanlarla canlı yayınlara başladım. Bu yayınlar sonrası o güne kadar ulaşamadığım kitlelere hızlıca ulaştım, her yayın sonrası bu videoları YouTube kanalıma yükleyerek canlı izleyemeyenlere de dokunma şansını buldum. 1-2 derken yüzlerce video yüklenmeye başlandı, abone sayısı arttı, önceden yüzlerce saat izlenen kanal şimdi yüzbinlerce saat izlenme rakamlarına geldi.

Kimisi 1 saat, kimisi durmaksızın 3-4 saat süren yayınlar yaptığım günler, konu ve konuk hakkında detaylıca araştırma yapıp sorular hazırladığım geceler, bizi izleyen insanlara olan saygımdan dolayı herşeyi tek tek kontrol ettiğim şeyler oldu. Yayın öncesi konuk bulmak, onu ikna etmek, onu tanımak, heyecanlıysa sakinleştirmek, gerekirse önceden prova yayın yapmak, banner hazırlatmak, bunu onlarca kanaldan duyurmak, akmayan yayınlarda artık Allah ne verdiyse konuşmak, zaman zaman konunun dışına çıkıp hayata dair sohbet etmek, çok uykulu bir günün sabahında konuşacak birşey bulamadığımda dışarıdan gelen kuş seslerini duyduğumda bu şarkıyı mırıldanmak gibi neler neler oldu, daha da olacak.

İçinizden “EF’den başladı, Emarsys’e gitti, kendi işine geldi, pandemiye girdi, kafam karıştı ne diyeceksen de be kardeşim” diyor olabilirsiniz, haklısınız. Geçen gün YouTube’a çekimleri koyarken 700. videomu yüklediğimi gördüm, çok video var biliyordum ama sayılara çok takılmamıştım. Bu rakamı görünce durdum düşündüm, deli işiydi bizimkisi, bu kadar saat çekimler, verilen emekler, onlar bunlar şunlar. Diyeceksiniz ki “e ne oldu YouTuber mı oldun”, hayır değil tabi ki, o başka bir kulvar, her hafta yeni bir fikir bulmak, bunu çekmek, bunu düzenlemek, bunu yaymak milyonlarca izlenmeye ulaşmak veya ulaşamamak ciddi deli işler, Allah onlara kolaylık versin, zor iş. Bizimkisi onların yanında çok daha kolay, emek illa ki var ama onlar kadar değil, uğraştık ettik bir yerlere getirdik, umarım bugünden sonra abone sayısı daha da artar, izlenme sayıları daha yüksek olur, bu kadar emek sonrasında bizi mutlu edecek tek şey bu olsa gerek.

Buraya kadar YouTube hikayemi okuduysanız ve beni hala takip etmiyorsanız lütfen kanalımı takibe alın, insanlarla paylaşın, 1 kişinin bile eklenmesi, 1 kişiye bile bir şeyler aktarabilmek benim için çok değerli ve çok önemli. Gün gelir belki bizimde yüzbinlerce takipçimiz olur, işte o gün hayat bambaşka olur,

Bilgimizi, sevgimizi ve güzellikleri insanlarla bol bol paylaşacağımız günleri daha çok görmek dileğiyle.

Sevgiyle kalın

Murat Erdör

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here