Sevgili Dostlar,

Sürekli bu mailleri takip edenler bilir, her hafta 2000’lerin başında başımdan geçen hikayeleri paylaşıp günümüzdeki değişimlerden bahsediyorum. En son nerede kalmıştık derseniz bu maili tekrardan paylaşayım ve kaldığımız yerden devam edelim.

Hayatımın en güzel yıllarını geçireceğimi bilmediğim o işyerindeki görüşmem hafiften esrarengiz başlamıştı. Görüşmeyi yapan kişi bir bana bir arkama bakıyor beni de hafiften tedirgin ediyordu. Tam o esnada bende arkama döndüm arka oda ile toplantı odası arasındaki cam bölmeden 2-3 kişinin bizi izlediğini gördüm. Hem benim bakmam hem de görüşmeyi yapan kişinin insanın içinden geçen bakışları sonrası bu izleme bitti ve normal görüşmeye devam ettik. Sanırım adam gibi oturup beklemek yerine camı açıp boğaz manzarasını izlememden dolayı deli midir nedir bir bakalım dediler, neyse sonrasında gittiler.

Gözetleme deyince aklıma o dönemin reyting rekoru kıran Biri Bizi Gözetliyor adlı yarışması aklıma gelir. 2000’li yılların başında çok ses getiren bu yarışmada kameralar ile yarışmacıları herkes izliyor, yapılan dedikoduları dinliyor ve puan veriyorlardı. Hatırlıyorum da hem yeni bir konsept olması hem de işin içinde merak olmasından dolayı hepimizin tek konuştuğu şey BBG eviydi.

Neyse ilk görüşme bitti, birkaç gün sonra arandım ve firmanın ülke müdürü ile görüşme yapacağım söylendi. Sanırım hayatımın en güzel görüşmelerinden birisini yapmıştım, olay bende değil karşımdaki kişideydi, o kadar pozitif ve yardımcı davranmıştı ki o kişiyle çalışmak için can atmaya başlamıştım. Üçüncü ve son görüşme için gene arandım, bu sefer pozisyonun bağlı olacağı yabancı birisi ile mülakatım olacaktı. Mevcut işimin devam etmesinden dolayı sanki iş görüşmesine gidince oraya ihanet ediyormuşum hissi bünyemi sarmışken birde seneler sonra birisiyle karşılıklı İngilizce mülakat yapma durumundan dolayı beni hafiften heyecan basmıştı. Mevcut işyerimdeki işleri aksatmamak adına sabahın çok erken saatinde bu mülakat için randevuleştik ama şimdi hatırlayamadığım bir sebepten dolayı görüşmeye gidemedim. İçim içimi yiyiyor, “adam zaten 1-2 günlüğüne Türkiye’ye gelmiş yeni bir görüşme için bana zaman ayırır mı” acaba düşüncesi beni inanılmaz strese sokuyordu.

O günün akşamında telefonum çaldı ve mülakatın yeniden organize edildiği söylendi. Sevinçten havalara uçtum ve görüşmeye gitmek için yola koyuldum. Bu görüşmeye hazırlandığım kadar üniversite yıllarında sınavlara hazırlanmış olsam sanırım 4 üzerinden 4 ile mezun olurdum, adamların herşeyini resmen ezberlemiş, kafamda neler yapabilirim kurgularını oluşturmuş, duvara karşı belki de en az abartmıyorum 40 defa konuşmuştum. O görüşmede hiç durmadan konuştuğumu o kadar iyi hatırlıyorum ki, onu da anlatayım bunu da duysun şuna da değineyim derken kısa zamanda herşeyi aktarmış, sorulması gereken soruları sormuş ve görüşmeden çıkmıştım.

Ve beklenen güzel haber gelmişti, teklif yapılmış, bir maaş önerilmiş, düne kadar bu işe girmeliyim diye ölüp biten ben daha yüksek maaş isteğinde bulunmuştum. Düşünüp geri dönelim dediler ama o soğukkanlı halim gitmiş yerini ufaktan panik almıştı. “Ya benim istediğim rakam onlara fazla geldiyse ya diğer adaylara odaklandılarsa, ya sırf bu yüzden işi alamazsam” gibisinden düşünceler kafamı sarmış ama gelen telefonla kendime gelmiştim. Telefonun diğer ucunda olan kişi ikinci görüşmeyi yaptığım ülke müdürüydü ve beni Bağdat caddesindeki bir mekana davet ediyordu. Oraya gittim, kendisi ve eşi vardı, yedik içtik sohbet ettik, beni desteklediğini ve yurtdışına olumlu rapor verdiğini rakamsal şeylerin sorun olmayacağını düşündüğünü ve gene de elinden geleni yapacağını belirtti. İçim biraz olsun rahatladı, en azından aynı ofiste olacağım ülke müdürü arkamdaydı, daha ne olsun dedim içimden. Kader mi dersiniz bilmiyorum ama 2 sene sonra gene aynı binada bu sefer 2 kat yukarıda yer alan bir firma ile bir işbirliği yapacak, firmayı çok büyüyecektik.

Bir kaç gün sonra da dediği gibi oldu, işe kabul edilmiştim, hem de istediğim maaşla, artık burada yeni bir kariyer beni bekliyordu ve havalara uçmuştum. Geriye kalan tek şey yöneticimle konuşup istifamı vermekti. Senelerdir çok severek çalıştığım, çok şey öğrendiğim ve hala görüşmeye devam ettiğim harika insanların olduğu bu kurumdan ayrılmak kolay olmadı tabi. Kimi nereye gittiğimi anlamadı, kimi anlam veremedi, kimisi ise benim zaten yerinde duramayacağımı bildiğinden tebriklerini iletti. Son gün bir pasta kesildi, departman adına küçük bir hediye ile kart verildi, sanırım bir insan için en gurur verici anlardan birisiydi, girerken nasıl karşılandıysan giderken de öyle uğurlanabilmek cidden çok değerliydi.

Normal bir insan iki iş arası 1 hafta izin alır kafayı boşaltır sonra yeni işyerine başlar ama ben sanki kaçan bir şey varmış gibi ertesi gün yeni firmaya başlamıştım. O gün ofise öğlen gelmem istenmişti, bende biraz erken geldiğimden Taksim meydanında bir sağa bir sola yürüyor “ben ne yaptım” diye içimden geçiriyordum. Ya insanoğlu ya da ben ilgincim bilmiyorum, artık herşey bitmiş gitmiş “ben ne yaptım” diye düşünür mü insan? Yok düşünüyormuş işte, sanırım bu sağa sola yürüyüşler bana iyi gelmiş, iç sesimi biraz olsun bastırabilmiştim. Gümüşsuyundan aşağıya doğru ofise doğru yürürken beni ne sürprizlerin beklediğini bilmiyordum. Daha ilk günden ne olabilirdi ki diyebilirsiniz ama hayat bu, tam apartman kapısına geldim ve o an ayaklarım titremeye başladı. Aslında titremek değildi bu ama buna ne demeli bilemedim. Daha dün koskoca İş Bankası Kulelerinde 8-10 tane büyük büyük asansörlerin önünde beklerken bugün bir apartman içinde 4 kişiyi alan bir asansöre baka kalmıştım. İç sesim gene beni esir almaya başlarken bu sefer başka bir ses “oğlum sen manyak mısın, iki aydan beri heyecanla peşinden koştuğun, duvarlara karşı mülakat yaptığın, tarihçesini bile ezberlediğin, 3 görüşme geçirdiğin, her türlü isteğini kabul ettirdiğin o yabancı firmaya gelmişsin, daha ne istiyorsun” demiş o kafa karışıklığı ile asansöre binmiştim. En üst kata çıkana kadar geçtiğimiz her katta asansörün bir apartının çıkardığı tık tık sesi mi yoksa kalp atışlarım mı daha sesliydi bilemedim. 8. katta indim, ofisin önüne geldim, içimden bir Bismillah dedim ve zili çaldım.

İçeri girdim, biraz heyecan biraz mahçubiyet, biraz iç ses, Allah ne verdiyse bende vardı o an. İlk iş günümün ilk şokuyla karşılaşmama çok az kalmıştı. Haydaa, ne olabilirdi ki? Devamı haftaya.

O günden bugüne ne değişti, ne değişmedi derseniz?

  • Günümüzde BBG yarışması kalmadı ama o günden bugüne herkes herkesi sosyal medya kanalları sayesinde gözetleme şansına sahip oldu. BBG evinde insanların kendi rızalarıyla gözetlenmelerine izin vermeleri ilginç gelmişken, seneler sonra bir takım teknolojik aletlerle, bırakılan dijital izlerle ve her yerden sağlanan veriler ile herhangi bir kişi hakkında çok şey bilmek günümüzde gayet doğal hale geldi.
  • Kariyer.net ile girdiğim ilk ve son iş burası oldu. Kariyer.net hala çok bilinen ve en fazla özgeçmişin olduğu portal olsa da gerek rekabet gerek kendi yönetim tarzından dolayı eski ihtişamından biraz uzak kaldı.
  • İngilizce mülakat yapmak çok iyi İngilizce bilen insanlarda bile hala stres yaratmaya devam ediyor.
  • O dönem iş görüşmesine gitmemezlik diye bir şey yoktu ama günümüzde bu sıkça oluyor.
  • Mülakat öncesi prova yapmak kulağa komik gelse de hala işleyen bir method.
  • İşyeri kapısının altın varaklı olup olmaması gibi şekilden ibaret şeyler çalışanları etkilemiyor. Çalışanına saygılı, koşulsuz destekleyen, geri bildirime açık ve esnek yönetimi benimsemiş firmalar çalışanların aklını çelebiliyor.
  • O kadar işe girip çıktım, çok başarılı olduklarım yerler oldu ama hiçbirinden ayrılırken ilk işyerinde olduğu gibi mutlu mesut pastalarla hediyelerle uğurlanmadım. Uğurlama partileri oldu elbet ama hiçbiri bana o gün kesilen pasta ve verilen hediyenin yerini tumadı.

Kısacası iş görüşmeleri, uğurlamalardaki samimiyet, hepimizi ekranlara kilitleyen TV yarışmaları, işyerinin gösterişli olması gibi çoğu şeyde değişim yaşandı, seneler geçtikçe de yaşanmaya devam edecek.

Sizde değişen bu dünyada kişisel gelişiminize, kariyer planlamanıza, dijital dönüşüme, lifestyle ve girişimcilik konularını önemsiyor, farklı disiplinlerden gelen insanlarla tanışmanın sizin için faydalı olacağına inanıyorsanız sizi de Ready For Change platformuna bekliyoruz.

Lütfen sizde bu platformu deneyimleyin eminim ayrılmak istemeyeceksiniz.

Güzel bir hafta olması dileğiyle
Sevgiler
Murat Erdör

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here