İstanbul’daki 20 bin sarı araç hizmetimde arabayı ne yapayım diyenlerdenseniz belki de bir kez daha düşünmeniz gerekiyor çünkü bindiğiniz herhangi bir takside keyfinizin kaçması ve “paramla rezil oldum” cümlesini kurmanız an meselesi. Halbuki eskiden taksiyle seyahat daha mı güzeldi ya da yaşımız ufaktı da tahammül sınırımız ve hizmet beklentimiz mi farklıydı bilemiyorum ama kiminle konuşsam bu konuyla alakalı sıkıntıdan bahsediyor.

Mesela nelerle karşılaşılıyor derseniz ilk aklıma gelenleri yazayım.

  • 6 TL tutan taksimetreye 11 TL verdiğinde (taksi şoförüne kolaylık olsun diye 1 TL’lik bozukluğu da yanında hazır bulundurursun) bozuk paran yok mu diye terslenebilirsiniz.
  • Bindiğin taksideki şoförün gayet normal bir şekilde elinde sigarayla seni karşılamasını, sigarayı atmasını rica ettiğinizde “ne oldu ki sana ne rahatsızlık verdim” şeklindeki bakışıyla karşılaşabilirsiniz.
  • Trafik sorununu sen yaratmışsın gibi her yol sıkışıklığında size söylenebilir, ücreti daha fazla olacak alternatif yola evet demenize rağmen gene de adamı memnun edemezsiniz.
  • Genelde kısa mesafeli seyahatlere sinirlenen taksi şoförünün Formula 1 pistinde gidiyormuşçasına manasız bir hızla gitmesine şahit olabilirsiniz.
  • Kırk yılın başında diğer yakada deniz yoluyla ulaşımın zor olduğu bir semte gitme durumunuz olduğunda korka korka taksilere “karşıya gidiyor musunuz?” sorusunu sormak, çoğunda hayır cevabını almak, evet diyeninde kurallarına uymak durumunda kalabilirsiniz.
  • Karton ambalaj kaplı koltuğun üzerinde oturabilir, ilerleyen dakikalarda hafif ıslaklık hissiyle kıpraştığınızda taksicinin “abi dün gece müşterinin biri bilmem ne yaptı da (bu kısmı hayal gücünüze bırakıyorum), bende koltukları sildim ama hala kurumamış kusura bakma” gibi bir açıklamayla karşılaşabilirsiniz. Dünyanın birçok yerinde böyle bir olaya denk gelme ihtimalinizin milyonda bir olduğu bu animasyon sayesinde taksiden indiğinizde kartonun izi arkamda damga gibi duruyor mu diye tereddüt içinde işyerinize gidebilir, zaten stresli hayatınıza sabah sabah gündemde olmayan bir stres daha ekleyebilirsiniz.
  • Taksimetrenin açılmasını unutan taksi şoförünün sanki sizin görevinizmiş gibi “neden hatırlatmadın” sorusuyla karşılaşabilir, “sorun değil zaten her zaman gittiğim yol şu kadar tutuyor” demenize rağmen adamın şüpheli bakışlarıyla karşılaşabilirsiniz.
  • Binmeden önce x yeri biliyor musun diye sorduğunuzda “tabi bilmez olur muyum” diye sizi taksisine alan şoförün 5 dakika sonra “hele abi sen bir tarif etsene tam olarak neredeydi burası” sorusuyla karşılaşabilir, önceden bunu tahmin ettiğiniz için ilk kez gittiğiniz bir yerse detaylı olarak aldığınız tarif ile adamı yönlendirmek zorunda kalabilir, bir yere kadar geldiğinizde oradaki mahalle esnafına “şurası nerede” diye sorma ihtiyacı duyduğunuzda taksi şoförünün kendisini Forbes 500’deki şirketlerden birisinin CEO’su zannedip taksisinden inmeyip sizin inip bunu öğrenmenizi bekleyebilir.
  • Bundan 7-8 ay önce bizzat şahit olduğum meşhur bir taksi durağının taksisinin kadın müşteriyle münakaşa ettiğine ve taksiden inen kadına müdahalede bulunmasak yumruk atmaya teşebbüs ettiğini görebilirsiniz. Bir vatandaş olarak eşimin, annemin başına gelir şikayet edeyim dediğinizde taksi durağının “Allah Allah bizim Ahmet çok efendi adamdır hayatta böyle bir şey yapmaz, acaba müşteri mi kaşındı” gibisinden bir yorumla karşılaşabilir “Elveda Ay Elveda Galaksi” diyebilirsiniz.
  • Taksiye bindiğinizde şoförün “hoş geldiniz, iyi günler” demesini geçtim “nereye gidiyorsunuz” demediğine bile şahit olabilir, x semtine gideceğiz dediğinizde cevap vermediğini veya kafayı anladım şeklinde salladığını görebilir, inerken de gene sessiz bir şekilde para üstünü verip sanki okulda disiplin cezası alanlara yapılan muamele ile karşılaşabilirsiniz. Taksiden indiğinizde ise acaba adam dilsiz miydi diye düşünebilir sonra 4-5 takside daha böyle bir olayla karşılaşınca bunun da normal olduğu kanısına varabilirsiniz.
  • Sonuna kadar açık radyoyu taksi şoföründen biraz kısmasını rica ettiğinizde Dilberay’ın şarkısındaki gibi “Zorunda mıyım” bakışıyla karşılaşabilir, kısılan radyonun iki dakika sonra kaşla göz arasında eskisinden daha yüksek sese getirildiğine şaşırabilir keşke bu hünerini trafik kurallarına uyma konusunda da gösterse diyebilirsiniz.

Peki, İstanbul’daki bütün taksiler mi böyle? Tabi ki hayır, hatta hayatımızın en güzel sohbetlerini yaptığınız veya en komik olaylara rast geldiğiniz ortamlar burası olabilir. Bazen öyle bir sohbet gelişir ki varacağınız yere geldiğinizde keşke biraz daha yolum olsaydı diye düşünebilirsiniz. Hayatınızda hiç duymadığınız konular hakkında bilgi sahibi olabilir, şehirde neler oluyor öğrenebilir hatta taksiye binen farklı müşteri profilleri hakkında da bilgi sahibi olup gülebilirsiniz.

Genelde “abi keşke hep sizler gibi müşteriler binse işler daha da kolaylaşacak” diye başlayan muhabbetin sonunda arabasında sevgilisiyle oynaşan adamı 2 kere ikaz ettikten sonra nasıl dövdüğünü anlatabilir, arabasını otobanda sağa çektirip tuvalet ihtiyacını gideren kadın müşterisinden bahsedebilir, evine giren hırsızı ikinci katın camından aşağıya nasıl attığını ve her nasılsa aynı mahallede oturan bu hırsız komşusuyla karşılaştığında adamın kırık bacağıyla ayağa kalkıp kendisine selam verdiğini gururla söyleyebilir, parası çıkışmayan kadın müşterisinin kendisini evine davet ettiğini ama kendisinin buna tenezzül etmediğini anlatabilir, hatta bir müşterisinin çok yalnız olduğundan dolayı adamı sohbet etmek için evine davet ettiğini kendisinin de “taksimetreyi kapatmam sohbet bitene kadar açık durur ne yazarsa onu alırım” dediğini dinleyebilirsiniz.

Seneler önce Ankara’da bir Temmuz ayında arkadaşın evine giderken elimiz boş gitmeyelim şuradan içecek bir şey alalım deyip taksiyi beş dakikalığına Atakule’nin karşısındaki büfenin önünde sağa çektirdiğimizde 100 metre ötedeki halayı görüp taksiden inip ekiple halay çeken, hatta halay başı olup mendili gururla sallayıp bize el sallayan, içecekleri alıp takside beklerken ancak kornaya basarak taksiye geri dönmesini sağladığımız şoförün “gençler neden beni yalnız bıraktınız keşke hep beraber bir halay çekeydik” demesi hala dün gibi aklımda. Ya da Ankara’da Atatürk Bulvarı’nda giderken trafik durduğunda frene basmak yerine hafifçe el frenini çekip arabayı durduran şoföre “neden frene basmıyorsun” diye sorduğumda “el frenini çekince arka stop lambalar yanmıyor böylece arkadan bana çarparlarsa arabayı yenilemiş olurum” demesi ise beni bambaşka bir dünyaya götürmüştü. Daha da ilginç olanı, Bilkent Üniversitesi’nde okuduğumu duyan bir taksicinin Bahar Festivalinde hangi akşam hangi filmlerin oynadığını bilmesini önce adamın sanat aşkına bağlamış ama Bilkent’in Doğu Kampüsüne gelerek açık hava sinemasında filmi değil filme gelen çiftleri ve kızları izlemekten zevk aldığını anlatmasından sonra insanoğlunun fantezi sınırlarını oldukça zorladığı konusunda fikre sahip olmuştum.

En başta bahsettiğim olaylardan ve mesleklerinin eskisi gibi icra edilmediğinden dolayı çok rahatsız olan taksici abilerde var. Bu sorunların temelinde taksi sahibinin her önüne gelene taksisini kiralamasının olduğunu belirtirlerken korsan taksi yüzünden kazançlarının azaldığını, aksi ve burnundan kıl aldırmayan müşterilerin zorluk çıkardığını, helal yolla kazandıkları üç beş liranın hırsızlar tarafından gasp edildiğini hatta çoğu meslektaşının cinayete kurban gittiğini, trafik polislerinin kendilerine sivil araç sahiplerine davrandığı gibi kibar olmadıklarını da belirtiyorlar. Haksız da değiller, umarım alınan önlemlerle hem müşteri daha rahat yolculuk eder hem de taksi şoförleri daha medeni bir ortamda çalışma imkanı bulurlar.

Peki taksilerde müşteri memnuniyeti hayal mi? Değil tabi ki de. Müşterisine okuması için gazete veren, içecek ikram eden hatta televizyon bile izletenler bile var. Şikayet mekanizmasının çok iyi işlemesinden dolayı Atatürk Havalimanı’na bağlı taksilerin de servis kalitesini oldukça yükselttiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Eminim çoğu beş yıldızlı hotelin taksisinde de gönül rahatlığıyla seyahat edebilirsiniz. Bugüne kadar üç defa SwissOtel’in taksisine denk geldim ve üçünde de inanılmaz güzel bir seyahat deneyimim oldu. İstanbul’daki trafiği bilmeyenler için seyahat lafı abartı gelebilir ancak zaman zaman yirmi dakikalık yolu iki saatte kat ettiğiniz için basit bir indi bindi aslında seyahate dönüşebiliyor. Bir keresinde telsiz ile duraktaki arkadaşlarına konuşurken müşterim var demek yerine misafirim var demesi çok hoşuma gitmişti. Taksisine binen kişiyi misafir gibi gören zihniyet eminim en iyi hizmeti verecekti ki bunu da en iyi şekilde yapmıştı. Bir diğerinde ise bir şey yapmadan önce benden hep izin alan bir şoföre denk gelmiş bunun kamera şakası olarak düşünmüştüm. En son ki seyahatimde ise hotel görevlisi bana bindiğim taksinin plakasının yazılı olduğu bir kartı elime tutuşturmuş, kartın arkasında gidilen yere göre ortalama ücretlerin olduğunu, ön kısmında ise fiyat ve hizmet kalitesinden memnun olmadığınızda aramanız gereken telefon numarasının yazılı olduğunu fark etmiştim. Taksi şoförü kendilerinin müşteri memnuniyeti ve diğer konularla ilgili eğitim aldıklarını söylemiş, bu kartın verilmesinin diğer bir sebebinin de unutulan eşya olduğunda ilgili taksiye rahatlıkla ulaşma imkanını sağlamasıymış. Kısacası SwissOtel’e ait taksi durağı beni gene şaşırtmış ve taksilerde müşteri memnuniyetinin olabileceğini kanıtlamıştı. Umarım bu hizmet odaklı anlayışı bütün taksilerde yakın zamanda görmeye başlarız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here