Yazıyı yazarken Türkçe bir başlık düşündüm ama sonraki en güzel başlığın bu olduğuna karar verdim. Google’a yazınca genç kızların hayran oldu Justin Bieber’ın bir şarkısı olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Sözleri de fena değil hani;

I will never say never! (I will fight)

I will fight till forever! (Make it right)

Hikayemize geri dönersek;

Bundan 5-6 sene önce Emarsys Türkiye ofisinin başındayım, birbirinden değerli çalışma arkadaşlarımızla işleri büyütüyoruz, yüksek fatura ödeyen en iyi e-ticaret firmalarını müşteri olarak kazanıyoruz ama hala sektörde bizi bilmeyen yüzlerce firmanın olduğunu gözlemliyoruz. Bu durum beni inanılmaz rahatsız ediyor ama bas bas ‘Emarsys Geldi Hanımmm’ diye bağıracak bir reklam bütçemiz yok. Yurtdışından tanıtım için para vs gelmiyor, baba ülkeler var, haklı olarak tanıtım bütçeleri onlara ayrılıyor, ne yapalım ne yapalım derken birisi sıfır maliyet diğeri düşük bütçeli iki şey aklıma geldi. Birisi blog yazmak diğeri ise etkinlik yapmaktı.

Çalışma arkadaşlarımın hepsinden 3 ayda bir e-ticaret, online pazarlama, e-posta pazarlama vs gibi konularda bir yazı yazmalarını istedim, kişi başı senede 4 yazı, senede 60 yazı edecekti. İlk başta doğal olarak herkesten bir homurdanma geldi, ben yazamam ki, ya da vaktim yok ki, tabi herkesin kendine göre haklı sebepleri vardı ama bu kadar bilgi anlamında dolu, güzel deneyimlerime sahip ve her dakika öğrenen kişilerin eminim paylaşabileceği çok şey vardı. Nasıl ikna ederim diye düşünürken ağzımdan şu lafların çıktığını hatırlıyorum, ‘Ben dahil hiçbirimiz bu şirkette ömür boyu kalmayacağız, gün gelecek ayrılmak isteyeceksiniz veya daha iyi bir firmanın size daha iyi imkanlar sunmasını bekleyeceksiniz ama bu oturarak olmaz, iyiyim demekle de olmaz, birilerinin sizlerin iyi olduğunu görmesi için kendinizi pazarlamalısınız, bir şeyler üretmeli, bunları sosyal medya kanallarında paylaşmalı ve insanların dikkatini çekmelisiniz. Siz iyi ve yetenekli olduğunuzu cümle aleme kanıtlarken bizde firmanın ne kadar iyi olduğunu hafızalara kazır, güven oluşturur, daha fazla müşteri elde eder, mevcut imkanları daha iyi hale getiririz.’ demiştim.  Sonuç ne oldu derseniz, yazılan bloglar inanılmaz ilgi gördü, kendi içinde 4-5 kişilik pazarlama departmanı olan firmalar bile ‘siz nasıl bu kadar içerik üretiyorsunuz, kaç kişilik bir pazarlama departmanınız var’ diye sormaya başladı. Bir süre sonra çalışma arkadaşlarımızdan birisi bir öğlen yemeğinde ‘ya benim acayip hoşuma gitti, aslında baya da güzel yazı yazabiliyormuşum’ derken bir süre sonra ayrılıklar başladı. Ekipten bir arkadaş Oracle’dan burada aldığından çok daha iyi bir teklif almış, sunulan yan haklar vs hak getire, kısacası ayrılıyordu. Yaptığımız görüşmede arkadaşı Murat olarak çok mutlu olduğumu ama Emarsys ülke müdürü olarak çok üzgün olduğumu çünkü ayrılmasının bizim için bir kayıp olduğunu söylemiştim. Bu görüşmemizde beni en mutlu eden şey bana yaptığı itiraf şeklindeki açıklamasıydı. ‘İlk günden beri neden bu kadar pazarlama odaklı olduğunu anlamamıştım, hatta saçma geliyordu, hele de blog yazmamızı istemen beni çok sıkmıştı ama bu yazdığım bloglar sayesinde bugün bu teklifi aldığımı düşünüyorum, zaten mülakatta da bunun lafı geçti’ demişti. Uzun lafın kısası, Emarsys hepimiz için o kadar güzel bir okul oldu ki, yıldızlar arka arkaya çıktı, zaten bir lider olarak hedefiniz sadece gelirleri artırmak, memnun müşteriler yaratmak değil aynı zamanda da içeriden yıldız çalışanlar çıkartmak değil miydi? Tek başına blog yazmakla olmadı tabi ki ama içlerindeki cevheri sunmaları için blog bir araçtı, zaten er ya da geç çok güzel yerlere gideceklerdi, hepsi çok değerli arkadaşlardı, ama kendilerini yazılarıyla göstermeleri belki de bu akışı hızlandırdı kimbilir. O ekipten 5 kişi şu anda Oracle’da çalışıyor, birisi Yandex’e geçti sonra Emarsys Londra Ofisine transfer oldu, birisi o dönemin en gözde firması Kliksa’ya transfer oldu, birisi Emarsys Almanya Ofisine geçti, birisi Tchibo’ya gitti. Unuttuklarım varsa affola, ama 15 kişilik ekibin gittiği yerlerin hepsi birbirinden güzel yerlerdi.

Bloglar yazılıyor okunuyor ama eksik olan bir şey vardı, kişisel temas, göz göze, dip dibe, kısacası hepimizin bir arada olacağı bir şey… Neydi o şey, ne olmalıydı diye düşünürken firmaların bizden e-posta pazarlama ile alakalı güncel bilgileri aldıklarını, dünyadan örnekleri dinlediklerini ve bu bilgileri almaktan çok memnun olduklarını gözlemlemiştim. Herkes çok meşgul, keşke bir imkan olsa her ay bir konu hakkında konusunda uzman kişi gelse neler oluyor neler bitiyor anlatsa demiştim. Kısacası etkinlik yapmalı, insanları buluşturmalı, müşterilerimize katma değer sunarken dışarıdan insanların da ilgisini çekmeliydik. Bugün yapmakta olduğum etkinlik serüvenine o gün başlayacağımı nereden bilebilirdim ki? İsmi ne olmalı diye düşünürken, içinde Emarsys olmalı ama okunduğunda eğitim tadı vermeli, ismini okuyan yahu burada bilgi paylaşımı var demeli demiştim ve o gün Emarsys Academy adını koymuştum. Aylık etkinliklerin bu dönemdeki gibi fazla olmadığı o günlerde konusunda uzman ve popüler konukları davet ederek Emarsys Academy adlı aylık etkinlikler dizisine başladık ve minimum bütçelerle yapılabilecek en güzel şeye imza attık. Samimiyetin bol, içeriğin kaliteli, atmosferin süper olması sayesinde öyle bir geri dönüş yarattı ki artık etkinlik düzenleyen tek tük firmalardan ‘bir sonraki ay ne zaman yapacaksınız söyleyin de biz de aynı tarihe koymayalım mesajları mı dersiniz yoksa daha o günkü etkinlik biter bitmez gelecek ay kim var ne zaman yapacaksınız diye soran izleyiciler mi dersiniz, inanılmaz gururumuzu okşayan anlardı. Malum bizim sektörde imza süreleri çok uzun sürerken imza aşamasında olan müşteri adaylarını bu etkinliklere davet eder mevcut müşteriler ile tanıştırıp onlardan bizim hakkımızda bilgi almalarına vesile olurduk. Emarsys ile çalışan firmalarla bizim hakkımızda yüz yüze, şeffaf bir şekilde, artısıyla eksisiyle konuşmak ve kalabalık bir insan topluluğunu görmek firmaların kontratı 1-2 gün sonra imzalamasına vesile oluyor, bu anlamda etkinlikler sadece tanıtıma değil satışa da katkıda bulunuyordu. Etkinlikler aylarca sürdü, her etkinlikte en az 150 kişi oluyor bazen 200’leri bile geçtiğimiz günler oluyordu.

Her etkinlik benim için çok değerliydi ama sanırım 29 Nisan 2015’de Kliksa Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan ve Lidyana Kurucu ve CEO’su Hakan Baş ile yaptığımız o etkinliğin benim için hep ayrı bir yeri oldu. Birincisi Nevgül Hanım’ın 39. saniyede ağzından çıkan sözcüklerdi; beni inanılmaz onore eden, çok mutlu eden, içerideyken fark etmediğimiz ama dışarıdan baktığımızda yaptığımız işin büyüklüğünü ve güzelliğini o gün anlamamı sağlayan sözcükler. O etkinlikleri düzenlerken verdiğim enerji, duyduğum heyecan o kadar dışa vurmuş ki bugün bu işi yapacağımı bile öngörmüş. İkincisi ise hala çok güldüğüm o hikaye, ortam neşeli ve güzel olunca sende açılıyorsun arka arkaya hikayeleri sıralıyorsun ama sevgili kameraman Adem sadece birisini montajlayıp görüntülere koymuş, belki o da en çok buna gülmüştü kim bilir. 1.25’den başlayın izlemeye belki sizin de işinizi gören bir strateji olabilir, hele de bu dönemde 🙂

Uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar uzun bir yazı yazdım, neden bugün neden geçmişten bir hikaye neden uzun neden neden neden, çok kurcalamamak lazım, sonuca bakarsak bütçe yok, o yok, bu yok gibi söylemler olabiliyor ama çözüm yolları elinizin altında, yukarıdaki hikaye aslında biraz olumsuzluklar içinde kıvrananlara gelsin, evet şartlar zor, kriz var, o var, bu var ama illa bir çıkış noktası var, öyle ya da böyle. Bu vesileyle sevgili Nevgül Hanım ve Sevgili Hakan’ın da kulakları çınlasın. Nevgül Hanım şu anda Sabancı Vakfı Genel Müdürü olarak kariyerine devam ederken Hakan Baş ise birbirinden değerli girişimlere imza atmaya devam ediyor. Bu vesileyle o dönem beraber çalıştığımız Emarsys’deki arkadaşlarımıza da sonsuz teşekkürler, güzel bir ekipti, bir araya geldi ve muazzam güzel işler çıkarttı. Hepsinin eline sağlık…

E haydi nerede o video bakalım diyenlere de 2 dakika 15 saniyelik mini videomuz gelsin.

İyi seyirler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here