Yıllarca yurt dışında konuşulmuş tartışılmış konular çok sonrasında bizim medyamızda yer bulur, elin oğlu uluslararası markalar çıkara dursun bizde fasonculuğa devam edip kısa vadeli kazancın peşinde koşarız. Fason üretim yaptığımız marka bizden daha ucuza malını üretecek bir şirket bulunca da ne yapacağımızı şaşırır keşke bizde marka olsaydık diye hayıflanırız. Komik olan şu ki yıllarca bilinen bir konu neden bir anda sanki yeniymiş gibi gazetelerde Flaş Haber olarak verilir bunu da anlamış değilim.

Temmuz 2011’de İstanbul’da Bon Jovi’nin konseri vardı. 1993 yılında da konser vermişler, hayatımın en mutlu gecesini geçirmiştim. O zamanın parasıyla saha içi 200,000 TL olan konser biletine bugün 80 bin TL verdim. 80 bin TL değil 800 bin TL’de versem değerdi bu konser için. Elli yaşına gelmiş grup üyelerinin sahnede olağanüstü bir performans göstermesi, on milyonlarca CD/kaset satmış ve bir sürü şarkısı hit olmuş şarkısı olan bu grubun egolarına yenilmeyip hala bitip bilmeyen enerji ile otuz senedir sahnede olması gerçekten de takdire şayan.

Zirvede olmak ve hala bütün konserleri tamamen doldurmak, bu işin sırrı nedir diye sordum kendi kendime? Kendine iyi bakmak, sürekli çalışmak, sanki daha yolun başındaymış gibi üretmeye devam etmek dedim içimden. Yönettiğiniz bir ürün değil insandı nihayetinde o yüzden kişisel marka olmak, 30 sene sonunda hala bunu koruyabilmek gerçektende zor bu yüzden insanın kendisine sürekli yatırım yapması, kendini nasıl gördüğüne değil kitleler tarafından nasıl algılandığına önem vermesi ve kendini doğru konumlandırması gerekiyor. Bon Jovi liderliğindeki grup zaman zaman ayrılıklar yaşasa da bütünlüğünü korumuş, yeni şarkılar çıkarmaya dikkat etmiş, yeniliklere kendisini adapte etmiş, konser öncesi ufak bir sakatlık geçirmiş olmasına rağmen karşısındaki 50 bin kişiye mükemmel bir müzik ziyafeti vermek için sahnede adım atmadık yer bırakmamıştı. Yabancı arkadaşlık ortamlarında Dünya’nın en büyük 16. ekonomisiyiz diye böbürleniyoruz fakat acı olan şu ki uluslararası bir şarkımızın, bir şarkıcımızın, bir artistimizin olmadığını görüyorum. İki tane hit şarkısı olup herkes tarafından konuşulunca veya MTV’de klibim yayınlandı diye havalara giren bizim meşhurlara duyurulur.

Konserde bir şey daha dikkatimi çekti, farklı segmentlerden gelen 50 bin kişi vardı etrafımda, kimisi ağır metalci takılıyor, kimisi gayet cool, kimisi belli yaşın üzerinde, kimisi daha 18 olmamış vs vs. Müzik evrensel ve herkesi biraraya getirebiliyor ama ürünlerini satmak isteyen markalar bu kişilere mal satmak için bir sürü çalışma yapıyor. Farklı tüketim alışkanlıkları, farklı beğenileri olan, farklı yaşlarda, farklı cinsiyetlerde olan binlerce kişiye hitap edebilmek, farklı çalışmalar yaparak hepsinden pay koparmaya çalışmak ne kadar zor diye içimden geçirdim. Trendleri anlamak için yapılan onlarca anket, beğenileri anlamak için yapılan çalışmalar ve buna göre piyasaya sürülen ürünler, bunların segmentine göre ilgili mecralar kullanılarak belli şekilde pazarlanması… Marka yönetimi ve pazarlama yöneticilerine kolay gelsin demekten başka aklıma birşey gelmiyor. Konserde bunu düşünen benden başka birisi de var mıdır o da ayrı mesele…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here